EMEĞİN SANATI'NDAN 63. MERHABA

Ekonomik bunalımın ve buna dayalı olarak insan kırımını,
insanı aşağılamanın zirvelere ulaştığı günleri yaşıyoruz. İnsanlar, haykırıyor,
yaşamlarını savunmaya çabalıyor. Kimileri de umutsuzluk girdabında yaşamına son
vererek ses getirmeye çalışıyor.
Doğudan
akan kan ırmağı Kürt ve Türk kanı, tüm Anadolu’nun geleceğini ipotek altına
alırken, iktidar samimiyetsiz bir tavırla Kürt oylarının rantına oynuyor,
muhalefet ise azgın bir şovenizm çalkan, aynı sözleri, aynı söylemleri,
voleybol oynarcasına bir atıp bir tutuyorlar. Öte yanda insan hakları ihlallerinin bini bir para...
Kendi
insanına, ülkesinin birikimini taşıyan kamu emekçilerine şahin kesilen erk sahipleri,
ABD karşısında boynu bükük yeni cami dilencisi konumunda. Bankalar , kamu
kaynakları hortumlanıyor. Kamu
işletmeleri bir yıllık kârına peşkeş çekiliyor. Bu açıklara kapatmaya
devlet de güç bulanlar, eğitime ve sağlığa yatırıma gelince mi; kamu
emekçilerine gelince mi acizleniyor? Konuşmaya gelince şereften, itibardan,
alın aklığından, baht açıklığından konuşanlar; açlık sınırının altındaki kendi
insanlarına, hastane kapılarında bekleşenlere, çocuklarını öğretim yılına yeni
giysilerle gönderememenin acısını duyanlara söyleyebileceği ne var? Bu nasıl
şeref, nasıl itibar?
Öte
yandan H1N1 virüsü zengin-fakir her kapıdan içeri dalarken Bakan “Aşılanalım”,
Başbakan “ben olmam, aileme de yaptırmam” diyerek kavukluyla pişekâr gibi
ortaoyunu sergilerlerken sanatçı, “Beni sokmayan yılan bin yaşasın” diyebilir
mi?
İşte bu
ortam içinde sanata ve sanatçıya büyük görevler düşmekte. B. BRECHT’e göre “İnsanlık yara almışsa sanat yoktur artık.”
Güzel sözcükleri bir araya getirmek sanat değildir. İnsanların kara
yazgılarından etkilenmezse insanları nasıl etkileyebilir sanat.
Gerçek
sanat zaten kötü koşullara inat, insanların kaderini değiştirme, daha aydın
kafalar ve yürekler yaratma, dünyamızı saran karanlığı yenme çabasıdır. M.
GORKİ’ye göre “Sanat iyiyi abartmak,
insana düşman olan kötüyü de abartarak buna karşı nefret uyandırmak, hayatın
bütün adî kötülüklerini, yavan ve hasis küçüklüğünü yok etmek azmini doğurmak
için kötüyü daha da çirkinleştirmek emelindedir.” Aslına bakılırsa sanat
hem lehte, hem aleyhte bir kavgadır.
Sanat toplumsal çevrede doğar;
toplumsal değişme ve gelişmelere uyarak, değişir ve gelişir; içinden çıktığı
ortama etkiler yapabildiğinden, toplumsal gelişmeye olumlu ya da olumsuz yönden
katılır.Günümüzde sanat yapıtlarına baktığımızda, yukarıdaki göstergeleri
görebiliyor muyuz? Kuşkusuz hayır! Sanat da kimi sanatçılar da bilerek ya da
bilmeyerek emperyalist kültürün davulunu çalıyorlar. Bu anlayışta olanlara göre
sanat çorap, mendil gibi paraya dönüşecek bir metadır. Dillerinden
“postmodernizm”, “modernite “ kavramlarını düşürmeyen ve her daim sözleri
paranın vitrinlerinde dolaşan bu sanat simsarları, kendi ağızlarıyla
kendilerinin değersizliklerini ortaya koymuyorlar mı?
Öyle ya, çorabı ya da mendili bir
süre kullandıktan sonra eskidi, epridi
diye kaldırıp atmıyor muyuz? Öyleyse onların da yazıp çizdikleri eprimeye ve
eskimeye mahkûm! Biliriz ki, gerçek sanat
yapıtı asla eskimez, modası geçmez. Öyle olsaydı Cervantes’in Donkişot’u,
Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, Homeros destanları duyarlıklarını yitirir,
kullanımdan kalkardı. Bugün, kim bu yapıtları okumaktan tat alamadığını
söyleyebilir?
Elbet, bazıları “Bu şiirler, yapıtlar
tümden mi gereksizdir?” diye sorabilir. Belki bu tür şiir de gereklidir, ama
gereken yerlerde. Sözgelimi, fırtınalı bir denizde, her yanı dökülen bir gemide
yolculuk edenler için yemek müziği ne kadar gereksizse; %30’ların açlık
sınırında olduğu, %50’lerin bu sınıra yaklaştığı, %20’lerin kaymağı yediği
ülkemizde amaçsız, süs şiir de o denli gereksizdir. Lüks garnitür ve mezelerle
süslü bir sofrada aç insanlar, sofranın süslemesine önem vermezler, önce ekmeğe
saldırırlar.
Görülüyor
ki, günümüzde sanat; kendi estetik kuralları çerçevesinde yön gösterici
olmalıdır. Kısacası, gerçek sanat ve sanatçı, yaşananlara ve yaşatılanlara, her
zaman halkın içinde, ve halkla birlikte tavır koymalıdır. Kaçak güreşen, sorunsuz
ve sorumsuz sanat çabasını sürdürenlere, sanatsal çıkarlarını holdinglerin
çıkarlarıyla buluşturanlara söylenecek fazla sözümüz yok. Edebiyat tarihi,
onları kendi kulelerine hapsedecektir.
BU SAYININ
SAVSÖZÜ
Bugünün piyasa kanallarına hapsedilmiş yazarı, daha doğru deyimle
yazıcısı, egemen ideolojinin perspektifiyle roman, öykü, şiir üretir. Onların
yazdıklarını okuyunca, kapitalist sistemin ürettiği çirkinlik ve gericiliğin
eleştirisi yerine, bu sistemi dönüştürmek için mücadele eden devrimcilerin
karalanmasıyla karşılaşırız. Bu sistemin bütün yükünü çeken emekçi figüran bile
olamazken, sömürücü zengin çocukları kahraman katına çıkarılır. Gelecekten
umutsuz bir atmosferde, gizemcilik, hiççilik, sinizm, kinizm, antihümanizm
propagandası yapılır.
Bugünün kurnaz yazıcısı sermaye sınıfının işine geleni edebiyat
haline getirir. İşçi sınıfının kuracağı yeni dünyanın, sosyalizmin
perspektifiyle roman, öykü, şiir yazacak yazarların büyük güçlükleri göze
alması gerekir. Sosyalistlerin bu yazarı okuması, eserlerinin değerini takdir
etmesi, dayanışma içinde olması ihmal edilemeyecek bir sorumluluktur.
Kestirmeden söylersek, sosyalist mücadelenin kendi yazarını
yetiştirmesi en doğrusudur. Bugün yalnızca bizden öncekilerin yazdıklarıyla
yetinmeyerek, bugünün ve yarının gerçekliğini romana, öyküye, şiire, tiyatroya
taşıyacak yazarların yetiştirilmesi gerekmektedir. Bu edebiyatsız bir toplumda
devrimcilerin bilinçle geliştirecekleri bir ihtiyaçtır. B. SADIK ALBAYRAK
YAŞAM VE SANATTA
15 GÜNÜN İZDÜŞÜMÜ
DİONYSOS
ŞİİR ÖDÜLÜ ÖZDEMİR İNCE’YE VERİLDİ…

1985 yılından bu yana süren, ve
Ege’nin en uzun soluklu şiir etkinliği olan Salihli Şiir İkindileri’nin
42′ncisi gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında verilen Dionysos Şiir Ödülü’nün
bu yılki sahibi ünlü şair Özdemir İnce oldu.
Salihli Belediyesi Tiyatro
Salonu’nda düzenlenen 42′nci Salihli Şiir İkindileri Etkinliğinin sonunda
Dionysos Şiir Ödülünün bu yıl Özdemir İnce’ye verilmesi kararlaştırıldı.
“EMPERYALİST SALDIRGANLIĞA KARŞI HALKLARIN
BİRLİĞİ” KONULU ULUSLARARASI SEMPOZYUM DÜZENLENDİ…
4- 5- 6 ARALIK 2009 tarihlerinde
düzenlenen sempozyum ve etkinliklere Filistin, Irak, Mısır, Arjantin, Lübnan,
Ürdün, Honduras, Venezuella, Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, İtalya, Bangladeş
ve Küba’dan temsilciler katılacak. Etkinlik, 6 Aralık 19.30-23.00 saatleri
arasında Grup Yorum, Suavi, Hakan
Yeşilyurt ve ülkemizden, dünyadan başka
sanatçıların katılacağı bir konserle sona ercek.
Ülkemizde
öncülüğünü Halk Cephesi’nin yaptığı sempozyumun tanıtım bildirisinde,
özetle, şu açıklamalara yer veriliyor.
“Dünyanın
dört bir yanında aynı acıları yaşayanlar, aynı öfkeyi taşıyanlar bir araya
geliyor. Açlıkla, sefaletle, krizlerle, darbelerle, emperyalist
saldırganlıklarla siyonizmle kuşatılan halkların temsilcileri ortak bir noktada
buluşuyor.
Halk
Cephesi,"Emperyalist Saldırganlığa Karşı Halkların Birliği
Sempozyumu" ile dünyanın çeşitli ülkelerinden mücadele yürütenleri bir
araya getiriyor. Yunanistan'dan, Bulgaristan'dan, Rusya'dan, Filistin'den,
Irak'tan, Mısır'dan, Arjantin'den, Honduras'tan, Ürdün'den, Venezuella'dan,
İtalya'dan, Bangladeş' ten, Küba' dan, Latin Amerika'dan emperyalizme karşı
seslerini yükseltenler deneyimlerini paylaşmak, ortak mücadeleyi yaratmak için
Türkiye'de buluşuyor.
Neden
Emperyalist Saldırganlığa Karşı Halkların Birliği Sempozyumu?
*
Daha fazla kar hırsı için birbirlerini yiyen emperyalistler halkların kanını
emmek konusunda bir araya gelmekten imtina etmezken; emperyalist saldırganlık
karşısında dünya halklarının mücadelesini ortaklaştırmak daha da önem
taşımaktadır.
*
Emperyalizmin halkları bölüp parçalayarak yönetme, birbirine kırdırma
politikasının karşısında halkları birleştirmek, mücadelede ortaklaştırarak bu
politikayı boşa çıkarmak, emperyalizme bir darbeyi de bu cepheden indirmek
olacaktır.
*
Halkların mücadele deneyimlerinin paylaşılması, kazanımların ortak kazanımlar
hanesine yazılması, ezilen halkların mücadelesi açısından daha güçlü
politikaların üretilmesine zemin hazırlayacaktır.
*
Emperyalist haydutların yenilemeyeceği propagandasının aksine ortak düşmana
karşı bir araya gelmek, dünya halklarının emperyalizme karşı mücadelede omuz
omuza vermesi ezilen halkların moral değerlerini yükseltecektir.
*
Anti- emperyalist cepheyi dünya çapında büyütmek, emperyalizme karşı verilen
mücadelede önemli bir adım olacaktır.
*
Ülkemizde verdiğimiz mücadelenin enternasyonal boyutunu güçlendirmek,
emperyalizm ve işbirlikçileri karşısında önemli bir adım olacaktır.”
Sempozyum
adresi: Çevre Tiyatrosu, Kuvayımilliye Cad.43/4, Kocamustafapaşa. Konser Adresi: ZARİFLER 3. DÜĞÜN SALONU, Yeni Mah. Hekimsuyu Cad. No: 39/3,
Küçükköy- Gaziosmanpaşa- İSTANBUL Bilgi
için: 0 (212) 238 81 46
RAGIP ZARAKOLU HAKKINDA DAVA AÇILDI…

Açılım
tartışma ve vaadlerinin yükseldiği günümüzde, Romancı Mehmet Güler, Belge
Yayınlarında yayınlanan savaş karşıtı
“Ölümden Zor Kararlar” adlı romanından dolayı
“bölücülük”le suçlanarak yargılanmaktadır.
Mehmet
Güler, savunmasında, 12 Eylül sonrası doğuda ve Batıda yaşatılanların altını
sanat diliyle çizmekte. Yazar, savunmasında kendini savunmanın ötesinde savaşı
ve savaş tacirlerini yargılıyor. Savunmadan bazı bölümler:
“Öncelikle bir edebiyat
çalışmasında eserin bütünlüğü görmezden gelinerek ve bozarak alıntılanan
bölümlerin içeriğinde "bölücülük" aramaktadır. Bu kabul edilemez.
Zira eserde içerik, biçim, konu bütünlüğü vardır. Bütünlüğü üzerinden iletmek
istediği bir mesaj vardır. Yargılan “ölümden zor kararlar” isimli çalışmamın
birinci cildinde esas ileti kesinlikle barıştır, hatta savaş karşıtlığıdır.
Beni değil roman kahramanlarını yargılıyorsunuz.
Yargıladığınız karakterler fiktiftir, yani kurgusal birer roman kişisidir. Ama
roman ve karakterler gerçekçidir. Örneğin, Sıti binlerce benzer gerçek kişinin
tipleştirilmiş halidir. Tüm üniversitelerden binlerce genç okullarını bırakarak
dağa çıkmadı mı? Evet, ben de bir edebiyatçı olarak o gerçeği alıp yeniden
yarattım. Çarpıtmadım, tahrip etmedim. Asıl suç olması gereken gerçekleri
karatmak, gizlemek, çarpıtmak olmalı. Ben karakterleri kendileri olmaktan
çıkarırsam ortaya çıkan asla edebiyat olmaz. Yani burada Roman kahramanları
"kendileri" gibi konuşuyor diye yargılamalık. Yine örneğin iddianame
de Hayri karakterinin konuşmaları suç sayılmış. Hayri DGM’de yargılanan bir PKK
militanı ve 90’lı yıllarda benzer yüzlerce dosya mevcuttur. Peki, Hayri’nin
nasıl bir savunma yapmasını beklerdiniz? Bir oyuncuyu canlandırdığı karakterden
dolayı yargılamak ile aynı manaya gelmiyor mu bu durum? Anlaşılan o ki, PKK
halen bir tabu ve “terörist” demek dışında her şey, yani bilimsel çalışma da
edebiyatta aynı derecede yasak. Burada sadece benim düşünme, hayal etme,
kurgulama, yazma hakkımı elimden almaya çalışmakla kalmıyor, toplumun
gerçekleri öğrenme, anlama hakkını da ortadan kaldırıyorsunuz. (…)
Yine esas olarak edebiyatı savunmak
durumundayım; ağır toplumsal travmalara yol açan, toplumsal dokuyu yırtan,
parçalayan alt-üst eden olaylardan sonra sanatta, edebiyatta patlama
yaşanmıştır hep. Bu edebiyatın, sanatın rolü ve işlevi ile alakalıdır. Aşk,
acı, ayrılık, özlem, korku gibi şiddetli duygular en iyi edebiyatta işlenir.
Türkiye gerçekleriyle yüzleşiyor. Bunun sıkıntıları sancıları olacaktır. Ama
sonuçta mutlaka çözüm ve barış gelecektir.”açılım” sürecinin buna yapacağı en
büyük katkı bence tabuları yıkması, yersiz yasaklardan kurtarması olmalıdır.
Bilinmelidir ki bu davada düşünce yasağının ötesinde bir
durumla karşı karşıyayız. Yargılanan kurgularımız, hayallerimizdir.
Sonuç olarak; Yasaklar edebiyata, sanata uzanınca
insanların ruhlarını, hayallerini, ideallerini yargılamaya başlarsınız bunun
adı faşizmdir. Son otuz yılda yaşanan savaş, inkâra gelmez ve çok ağır
sonuçları olan bir toplumsal olaydır. Bir acılar silsilesi, ölümler,
ayrılıklar, sürgünler sürecidir. On binlerce cana mal olmuş. derin bir travma
yaşanmıştır. Toplum artık eski toplum değildir. Yaralıdır. Bunu sanatla,
edebiyatla onarabiliriz ancak. Düşünceyi, edebiyatı, hayalleri yargılama
utancından mutlaka kurtulmalıdır bu ülke.”
Mehmet Güler, 1971 yılında Van’ da
doğdu. İlk orta lise öğrenimini Van’da Tamamladı. Lise yıllarında sol düşünce
ile tanıştı. Ankara üniversitesi DTC Fakültesinde öğrenci iken siyasi
faaliyetlerinden dolayı tutuklandı, yaklaşık on yıl, Ankara Ulucanlar ve
Çankırı cezaevinde kaldı. Cezaevinde teorik felsefi çalışmalarını sürdürdü.
Çeşitli gazete ve dergilerde, araştırma yazıları ve makaleleri yayınlandı. Edebi
çalışmalara cezaevinde başladı.”Vakit Tamamdı” isimli öykü dosyasını, tahliye
olduğunda, dışarı çıkarmasına izin vermediler. “Ölümden Zor Kararlar” isimli
bir de romanı var.(Belge Uluslararası Yayıncılık). Yazar, “Ölümden Zor
Kararlar” 2.cildini yazmaya devam ediyor. Yazarla dayanışma amacıyla yazışma
adresi: n.mehmetguler@hotmail.com

Daha önce "Uluslararası Nâzım
Hikmet Şiir Ödülü"ne de layık görülmüş olan Danimarkalı Erik Stinus, Son
iki yıldır yaşadığı şehir Kopenhag'da kanser tedavisi görmekte olan şair Erik
Stinus, 13 Kasım’da aramızdan ayrıldı.
1934 doğumlu Erik Stinus, 1951
Berlin Dünya Gençlik Festivali’nde Nâzım Hikmet’le tanışmış ve onun etkisinde
kalmıştı. 1957'de gittiği Hindistan’da Sara Mathai ile evlenen Stinus, eşiyle
birlikte Hindistan ve Danimarka’da yaşadı. Üç yıl Tanzanya’da ailece “kalkınma
gönüllüsü” olarak çalıştılar. Yayımlanmış 20 şiir, 4 öykü, 4 gezi kitabı ve bir
de romanı bulunan Erik Stinus, aralarında Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday,
Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Kemal Özer gibi Türk şairlerinin de olduğu çok sayıda
şairi Danca’ya çevirdi. Özellikle 1994'ten bu yana sık sık Türkiye’ye gelerek
şiir etkinlikleri ve okuma günlerine katılan Stinus’un Türkiye’de "Şiirler"
(Çevirenler: Adil Erdem-Zerrin Taşpınar, Memleket Yayınları), "Yaşamı
Diriltmek İçindir Şarkılarım" (Çeviren: Murat Alpar, Yordam Yayınları) ve
"Kışın Bir Ağacın Binde Biri" (Çevirenler: Kemal Özer-Gülşah Özer,
Toroslu Yayınları) adıyla üç şiir kitabı yayımlandı.
Dünyanın altın bir küreye
dönüşmesine ve genç kuşakların yeni umutlarla yaşamasına katkı sağlamak için
şiir yazdığını söyleyen Stinus’un şiire ve edebiyata bakışı, şu sözlerinde
cümleler en iyi biçimde anlatmaktadır: “Dünyanın
herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir olay, aynı zamanda bizi de içine
almaktadır; sorumluluğumuz, hem geçmişi hem geleceği içererek, dünyanın her
köşesine dek uzanmaktadır.'' (SOL HABER)

Uluslararası PEN örgütü,
yayımladığı raporla Küba’da ABD parasıyla ve direktifiyle örgütlendikleri
kanıtlarıyla ortaya konmuş karşıdevrimcileri “bağımsız gazeteciler” olarak
tanıttı ve dayanışma çağrısı yaptı.
Uluslararası Yazarlar Birliği, ya da bilinen adıyla PEN, bu seneki
Tutuklu Yazar gününde yayımladığı raporla sosyalist Küba’ya karşı bir girişime
imza attı. Bu sene PEN tarafından yayımlanan raporda Küba’da da 2003 yılı Nisan
ayından bu yana tutuklu bulunan gazetecilerden bahsediliyor.
Altında Uluslararası PEN Hapisteki
Yazarlar Komitesi Direktörü Sara Whyatt’ın imzasının bulunduğu rapor, tüm
dünyada yazar ve gazetecilerin üzerindeki siyasi baskıları özetlerken, belirli
ülkelerdeki tutuklu yazar ve gazetecilerle dayanışmayı özel olarak gündeme
getiriyor. 2009 senesinin esas olarak yoğunlaşılan ülkeleri Kamerun, Çin, İran,
Meksika ve Rusya. PEN, bu ülkelerin hükümetlerine ve elçiliklerine dilekçelerle
başvuruda bulunmak, yazarlar arasında bu ülkelerdeki durum üzerine
bilgilendirme çalışması yapmak, ünlü kişilerin destek vereceği imza
kampanyaları örgütlemek gibi adımlar atılmasını öğütlüyor.
Raporda “eski yılların
raporlarından çözümlenmemiş örnekler” başlığı altında Küba da bulunuyor. Küba,
“2003 Nisan ayından bu yana tutuklu bulunan 22 gazeteci” ile listede yazar ve
gazetecilere karşı en büyük baskının olduğu yerlerden birisi olarak görünüyor.
14 ülkeden 73 ismin bulunduğu listede Küba’nın dışında 15 isimle yer alan Çin,
12 isimle yer alan Vietnam ve 6 isimle
yer alan İran, yüksek sayıda tutuklu yazar ile dikkat çekiyor.
Uluslararası PEN’in “yazarlara karşı
siyasi baskı” listesinde en üst sıralarda yer alan bu dört ülke düşünüldüğünde,
dördünün de bir biçimde ABD’nin karşısında yer alan ülkeler olduklarını fark
etmemek elde değil. Bu durum, PEN’in raporuna hangi ülkelerin ne sebeple
alındığının, diğerlerinin de niye dışarıda bırakıldıklarının sorgulanmasına yol
veriyor.
Örneğin Türkiye, dışarıda bırakılan
ülkelerden birisi. İktidarın birçok gazeteyi siyasi içeriğinden dolayı süreli
ya da süresiz olarak yasakladığı ve büyük medya içindeki gruplar arasında da
açıkça devletin baskı aygıtlarını kullanarak hegemonya mücadelesi verdiği Türkiye’de tablo, raporda anılan “kötü
örneklerin” birçoğundan daha kötü. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma
Platformu’nun verilerine göre Türkiye’de sekizi yazı işleri müdürü sıfatı taşıyan
33 gazeteci ve yazar tutuklu bulunuyor. Ancak PEN’in raporunda Türkiye yer
almazken, Küba, Çin, Vietnam ve İran gibi ülkeler yer alıyor.
Uluslararası PEN’in çalışması daha
yakından incelendiğinde, siyasi ya da ideolojik bir kaygıyla hazırlandığı izlenimi
daha da güçlü olarak ortaya çıkıyor. Örgütün internet sayfasında yer alan “2009
Amerikalar’da yazıya özgürlük kampanyası”, PEN’in kıstaslarını daha iyi
anlamamıza yardımcı oluyor.
Uluslararası bir merkeze sahip olan
PEN’in her ülkedeki ayakları, belli derecede özerkliğe sahipler. Uluslararası
PEN’in bu siyasi çarpıtma kampanyası karşısında, ülkemizin çok sayıda değerli
yazarının üye olduğu PEN Türkiye Merkezi’nin ne yapacağı merakla bekleniyor.
(SOL HABER)
ÖDÜLÜNÜ KAZANDI…

Avusturya’da sürgündeki
edebiyatçılar arasında yapılan yarışmada büyük ödülü Türkiyeli Kürt Yazar Nuran
Ekingen kazandı. Yarışma, başkent Viyana’da azınlıklara uygulanan ayrımcılığa
karşı faaliyetlerde bulunan “Zentrum Exil” adlı kuruluş tarafından düzenlendi.
“Kültürlerarası Yazmak” projesi
kapsamında düzenlenen yarışmada Ekingen kendi hayat öyküsünü anlattığı “Die
Freiheit ist fertig” (Özgürlük Bitti) adlı yazısıyla birinci oldu. İkincilik
ödülünü Oğlunun Babası adlı eseriyle Bosnalı genç Yazar Stjepan Tadic,
üçüncülük ödülünü ise Her Gece Derin Uykuda adlı yazısıyla Suriyeli Kürt Tıp
Öğrencisi İbrahim Amir aldı. Jüri, şiir ödülünü ise “Kasket” adlı eseriyle
yarışmaya katılan İran asıllı Parviz Amoghli’ye verdi.
1970 yılında doğan Nuran Ekingen
üniversiteye kadar olan yaşamını Diyarbakır’da geçirdi. 1990 yılında İstanbul
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünü kazandı. 1992
yılında katıldığı bir eylemden dolayı tutuklanarak cezaevine konuldu. On buçuk
yıl cezaevinde kalan Ekingen 2003 yılında serbest bırakıldı. Serbest kaldıktan
sonra Avusturya’ya iltica etti. 2006 yılında siyasi mülteci statüsüyle oturum
izni aldı. Ekingen şu anda Viyana Sosyal Hizmet Yüksekokulu’nda öğrenimini
sürdürüyor. Okul bitirme tezini tamamlayabilirse bu yıl mezun olmayı bekliyor.
Geçimini sürdürmek için bir yandan da radyo programları hazırlıyor.
Yazar Ekingen’in Özgürlük Bitti
adlı eseri otobiyografi temelinde yazılmış. Ekingen eserinde Türkiye’de
yakalanışını, gördüğü işkenceleri, cezaevinde yaşadıklarını, yurtdışına
çıkışını ve bir siyasi mülteci olarak mahkeme sürecini anlatıyor. (EVRENSEL)
(Fransa'da 68 Eylemlerinin resmini çizerken)
Tek bir
bireyin değil, insanlığın mutluluğuna resimler çizen Abidin Dino’yu 16. öl,üm
yıldönümünde anıyoruz.
Ağabeyi şair Arif Dino'nun
desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı. İlk desenleri
Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930'lu yılların başında
yayınlandı. Bu yıllarda Nazım Hikmet'in şiir ve oyun kitaplarına kapak
desenleri çizdi. Çok genç yaşta ünü ülke sınırlarını aştı.
1933 yılında D Grubu adlı sanat
akımının kurucuları arasında yer aldı. Grubun amacı, memlekette sanatın
gelişmesini ve yayılmasını sağlamaktı. Düşünce yanı ağır basan resimler
yapacak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getireceklerdi.
Başlangıçta Chagall ve Picasso'nun etkisinde kalan
sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı. Yeniler
Grubu'nun Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ilk sergisini açtığı 1941
yılında Abidin Dino, siyasi nedenlerle önce Çorum Mecitözü'ne, sonra da
Adana'ya sürgüne gönderildi. Adana'da Türk Sözü gazetesini yönetti. Kel adlı
bir oyun yazdı, ancak oyun hemen toplatıldı. Çukurova'nın pamuk işçilerini konu alan resimler yaptı. Resmin yanı sıra
heykel ile de ilgilenen Dino 1943 yılında dilci Güzin Dino ile evlendi. Sürgün
sona erince İstanbul'a döndü. 1952'de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca Paris'e
yerleşti. Zaman zaman Türkiye'de kişisel sergiler açan Abidin Dino, 7 Aralık
1993 günü Paris'te hayatını yitirdi.
Abidin Dino, büyük dostu Nâzım
Hikmet gibi, Marksistti. Dünyadaki tüm değişikliklere, yaşanan büyük
tragedyalara, reel sosyalizmin çöküşüne karşın, bu inancını hiçbir zaman
yitirmedi. Bu inancın gereği olarak da halktan, özgürlükten, barıştan yana bir
sanat yolunu izledi.
Nazım Hikmet’in ondan istediği
mutluluğun resmini çizememişti ama Neden
çizemediğini Nazım Hikmet’e şiir yoluyla anlatmıştı:
İNSANÎ DUYARLIKLARIN İNCE ŞAİRİ
BEHÇET NECATİGİL’İ ANIYORUZ!
Burjuva edebiyatçılarca “küçük duyarlıkların şairi “ olarak nitelenen,
ama evinin penceresinden dünyaya açılan yüreğinde insanî gerçekleri de
yansıtmaktan çekinmeyen şair Behçet Necatigil 13 Aralık 1979’da
geride kendi şiir-düz yazı çevirilerden oluşan altmış üç yapıt
bırakarak aramızdan ayrılmıştı.
İlk şiiri, lise öğrencisi olduğu
yıllarda Varlık dergisinde çıktı. O tarihten, ölümüne kadar hep şiirinin ve
edebiyatının içinde oldu. Şiirlerinde evler, aile, çevre, aşklar, bunalımlar,
hastalıklar, yalnızlıklar ve ölüm onun kendine has anlatımı ile çok defa kısa
mısralar haline gelir. Eski ve yeni kelimeleri ustaca şiirine yerleştirir.
Sağlam ve tutarlı bir şiir dünyası vardır.
Döneminin garip ve toplumcu gerçekçi ve daha sonra 2. Yeni
şiir akımlarına rağmen daha çok bağımsız bir söyleyiş özelliği gösterdi. İşte
kapitalizmi militanca değil ama kara mizahla yeren bir şiiri:
İNSAN SAAT
Hırs bürüdü
gözümü, ömrüm bencil.
Sen dur hele
yoksul, ben senden önce
Sıra ölüme
gelince sen benden önce.
Yalılar,
köşklerim var, atlas döşeklerim var,
İşlerim
yolunda.
Titremez
kılım, toplar elim, gül bahçesi yerim,
Yârim
koynumda.
Dünya hırsı
yârim kayıtsız, bencil.
Cep, kol,
duvar saatleri, oturtma, asma saat
Bildiğimiz
saatler yalnız zamanı gösterir.
İnsan saat
der ki:
Zaman nedir?
İnsan saatin
sesi, çokluk gece vakti
Boşluklara
uzanır tok ve ağır.
İnsan saatin
sesi yayılırken havada
İnsanların
kimisi en derin uykularda
İnsanların
kimisi uyumamıştır.
İnsan saat
çalarken çokları sağır,
Kayıtsız,
bencil,
İnsan saat
der ki:
-İnsanlık bu
değil!
FATVA TUKAN, ŞİİRLERDEN KAVGA SAĞIYOR HÂLÂ
Filistin ve Arap şiirinin en önemli
temsilcilerinden; yaşamı sürgünler ve işgaller içinde geçen Fatva Tukan'ı
6. ölüm yıldönümünde ölüm yıldönümünde anıyoruz.
Fatva Tukan, 1914 yılında Nablus'ta
doğdu. Filistin şiirinin önemli adlarından İbrahim Tukan'ın kardeşidir. Ağabeyinin katledilmesi üzerine geçirdiği üzüntülerin ardından onun
izinden yürümeye karar verdi. 1967
yılında çıkan savaştan önce şiirleri bütün Arap dünyasına yayıldı. Bu savaşta
Nablus düşünce Fatva Tukan da İsrail'in işgal ettiği topraklarda yaşamak
zorunda kaldı.
Bu savaşın sonucunda O'nun şiiri
yeni bir görünüm kazanmaya başladı. Sürgün ve ezilmişlik duyguları altında,
kavga şiirine yöneldi. İsrail Savunma Bakanı ve Başkomutanı Moşe Dayan, Fatva
Tukan hakkında, "Onun şiirleri, 10
suikasttan daha yıkıcıdır" demişti.
Bir süre hapiste de yatan Fatva Tukan, Nablus’ta yaşamaya devam etti. 13
aralık 2003'te sonsuzluğa göçtü. Filistin şiirinin bu önemli kavga şairini
saygıyla selamlıyoruz.
"Sen
yeni yıl, bize ne getirirsin,
senin
bağrında neler var?
Aşk
ver bize aşk ver.
Aşkın
içinde patlar bizim büyük cevherimiz,
aşkın
içinde ışıldar.
Aşk
ile yeşerir türkülerimiz bizim,
aşk
ile yeşerip dökülür kalbimiz,
dökülüp
yayılır
ve
zenginleşir toprağımız
aşk
ile.
Aşk
ver bize, aşk ver.
aşk
ver ki, kuralım yeniden
yıkılan
dünyamızı,
aşk
ver ki,
serpelim
tekrar tekrar
bereketli
kıvancı
kısır
dünyamıza
Kanat
ver bize kanat ver.
açalım
dört bir yandan kuşatılmış bu zindanı,
bu
demirden, çelikten duvarları yıkalım,
uçurtalım
özgürlüğü ta doruklara."
("YENİ
YILA İKİNCİ DUA" Şiirinden) Çeviren:
A.KADİR - SÜLEYMAN SALOM

NOT: E-Dergimize yapıt göndermek isteyen dostlar,
emegin_sanati@mynet.com adresine gönderebilirler. Ayrıca grubumuza üye
olarak, grup adresi yoluyla da bizlerle ilişki kurabilirsiniz:
http://gruplar.antoloji.com/emegin-sanati Google Grup E-Posta Adresi: emegin_sanati@googlegroups.com



















