Image Hosted by ImageShack.us
#wp-calendar td.pad:hover { background: #FFFFE0; } #wp-calendar td:hover, #wp-calendar #today { background: #eee; color: #bbb; } #wp-calendar th { font-style: normal; text-transform: capitalize; }



1/11/2009

MUHAMMED DEMİR: “Cemre Düşerken Hava'ya”


RESİM: GALİNA SHİF

 

I

Ben bir garip avareyim Hacıbaba.(*) Ozanın dediği gibi bir uzun ince yoldaymışım gidiyormuşum gündüz gece ve ben işte kâh gündüz, kâh gece yürürken Hacıbaba ne halde olduğumu bilmiyormuşum. Kendime o kadar yâd kalmışım ki gidiyormuşum daim gündüz ve daim gece. Lakin hacıbaba şu garip ozanın dizelerinde o meçhul, o sırıtan kaderinin acı tokadı yok mu? Aman tanrım. Şu bizim Hacıbaba diyor ki. “O ozan yememiş olsaydı o züppe tokadı. Hiç tatmayacaktı elbette şu garip savları.”

 

II

Bir sabah Hacıbaba. Benim sabah dediğim şey, o delice ve o daima yeni mutlak şimdilere götürecek o tanyelleri esecek ve işte daima ileri, ileri ve mutlaka ileriye esecek. İşte o sabaha Hacıbaba bir adım daha kaldı. O bir adımın mutlaklığı, bir adım sonrasının garip tasviri. Kâh üzücü, kâh sevindirici. Biliyorum Hacıbaba, (hıh) hissediyorum. Onlar “…” desin. Kim bilir. Ve bu yüzdendir Hacıbaba. Bu nedenledir elbette şimdilerde bir garibim. Dostsuz kaldığım gündendir heyhat. Elbette çok uzun bir zamandır. Görüyorum ki, bu gördüğüm şu dünya mutlak sınırlılığında değil. Üst ve alt makro arasında. Duyuyorum ki, bu duyduğum duyma sınırının üstünde mach(**) 20’nin altında mach 20000’in üstünde. Bir ışık hızından yüksektir hızım. Bu yüzdendir ona mesafeli olduğum. Keza çok tizdir sesim ve yüksektir o yüzden frekansını ayarlayamazsınız. İletişemeyiz onunla. 

 

Hacıbaba diyor ki; “sen bir adım kalan ve o bir adım sonrasında mutlak surette ulaşacağın ve bir akşama kadar sürecek, o bir sabah her şeyinle normale döneceksin. Sen çocuğum unutma ki o sabahtan akşama dek. Bu sınırsızlıktaki görüntüleri, düşünceleri, melodileri ve buradaki her şeyi ulaşacağın mutlak devingen şimdilerde anlat anlat…” Ve kayboluyor Hacıbaba. Cevap vermemi dahi beklemeden. Kızıyorum ister istemez şu Hacıbaba’ya, ne kadar çok güveniyor bana, ben ise ona o kadar samimi olmadığımın burukluğundayımdır hâlbuki. 

 

III

 

Tut ki gecedir Hacıbaba, tut ki küsmüşsün, tüm şehir bana küsmüş. Tut ki yağmur başlamış, bardaktan boşanır gibi. Tut ki ne üzerimde yağmurluk ne de elimde şemsiye, hatta bir ceket bile yok üzerimde. Tut ki acemiliğimdendir, böyle hazırlıksız oluşum. Tut ki bu gecede, yaşamak ağrısı asılmıştır boynuma. Ve tut ki şöyle bir türkü tadında yaşamamışımdır. Tut ki dilimde bir şarkıdan artakalan mısralarla, bir ıslıktır titreşen sessiz ve derinden. Ve tut ki Hacıbaba nedendir bilinmez bir sabahı beklemekteyimdir. Yağmurun altında bekliyorumdur o alaca şafağı, benim öz be öz benim şafağımı. Ve daim açılan ve daim gülümseyen ve güldür güldür, salkım salkım bir tan yelinin esintisinde doğaçlamadan kâh neşeli, kâh lirik, kâh dramatik bir türkü tutturmalığımdır. Eşyanın, tabiatın, dostluğun, devinimliğin, özbeöz insanlığın garip doğaçlama türküsünü, hep beraber ağız dolusu türküsünü…


IV

Şu tanrının biz insanlara nispet kıskançlığı zahir. Boşaltıyor ha bire bardak bardak. Bir merdivenim olsa derim, diksem derim gökyüzüne, bir zamanlar masmavi olan şu atlası iğneyle diksem. Boş veririm bilakis… Tanrının inadına şu bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda. Dere, tepe, düz demeden yürüyen ben. Acemi çaylak iç güdüleriye hareket eden ben. Islağım, sırılsıklamım. Yağmur doğa anaya taze bir kan enjekte ederken Hacıbaba. Ve sağrısı beslensin diye, emzirsin diye üstelik. Ve tabiat anamızı tertemiz ederken bir kez dahi temizlemek üzere. Yoksa başka bir amaçla değil, işte ben de isteyerek belki istemeden de olsa bu temizlenmeye maruz kalmalıyım. Buna mecburum Hacıbaba. Sıklamsırılım yok yok sırılsıklamım. Ve işte o müzik ustası dâhinin ve o ki sağırlığa bile yenilmeyen, onun bilmem kaç numaralı senfonisinin müziğini duyuyorum. Tüm klasik müziklerin notalarındır bir bir düşen yağmurla birlikte Hacıbaba her damlada. Bana sesleniyorlar. Hâlbuki herkese sesleniyorlar ve ihtimal benim gibi duyumsayan bir dolu insan vardır Hacıbaba. Yoksa birçokları gibi ben de kaçmalı mıyım bir saçak altına. Yok, yok kaçmayacağım. İşte doyasıya dinlemeliyim bu senfoniyi ve güneşli bir günde, hafif bir meltem eşliğinde dolaşır gibi dolaşmalıyım bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda. Dolaşıyorum da Hacıbaba ve yağmurda yürümek zordur bilirsin. Aptallık değildir bilakis…

 

V

Hâlbuki Hacıbaba korkuyorum. Belki de şu sıradan insanlardan. Çizgi dışı olmayı o kadar benimsediydim ki ve isteyerek bedenime, bana yad olan şu bedenime acı çektiriyorum Hacıbaba. Muhakkak sona erecek şu yağmur. Sonrasında bedenim bana isyan ederse ne yaparım. Biliyorum ki şu yabancı bedenim, şu nazik, hassas bedenim bana isyan eder, yataklara düşer, üstelik kıvranarak. Bir dolu şurup, bir dolu hap içip, üstelik bir dolu iğne yerim şu kalçamdan. Ateşli ve daim ateşli bir kâbustan sıçrayarak uyanırım gecenin bir vaktinde ve şu anam başucumda hep uykusuz, hep çileli ve tekrar histerik bir şekilde dalarım o kâbus dolu uykuya tekrar, tekrar yeni kâbuslarla uyanmak üzere… 

 

VI

 

“Köşedeki kahvehaneye takılmalısın, bir başına olsa dahi” desen de Hacıbaba, Ben evet ben o kahvehaneye giremem. Ne kadar sakin de olsa dumansız da olsa. O kahvehanede oturamam, ben o kahvehanede bir bardak çay dahi içemem, TV seyredemem, müzik dinleyemem. Ben o kahvehaneye hiç giremem. Belki korkudan, belki her ne nedenden olursa olsun Hacıbaba. Ben oraya ayak basamam ve sonuç kah bir dolu şurup, kah bir dolu iğne kalçadan, kah bir dolu kabus/histeri, gecenin bir vaktinde ve anam uykusuz. Hacıbaba ben o kahvehaneye giremem… Amma Hacıbaba ihtimal yakınlarda bir yerde. Bir otobüs terminali olsa veya şurada ihtimal değil mi bir tren garı olsa ve elimde bir gazete girsem içeriye o büyük salona. Girsem içeriye sırılsıklam halde ve otursam o salonda bir vakit. Damlalar düşse saçımdan ıslatsa gazetemi ve ben okusam her sayfadaki sütunları ve bir vakit teker teker o tıp tıp damlalarla birlikte duyumsayarak, doyarak okusam, olayları yaşasam kah üzüntü ve kah sevinçle. Gazetemi katladığımda içimde oluşsa hüzün ve sevincim mutlak sonuçları. Dalsam, dalıp gitsem uzaklara… 

 

Elbette dalarım Hacıbaba elbette. İnsanlara dalıp giderim. O anda kimi şöyledir, kimi başka bir şöyle. Sarsılırım bir anlık karın gurultusuyla. İşte o anda bir şeyler yapmalıyımdır ve eve dönüş bilet parasını bir köşeye ayırarak. Bir tost alırdım neyli olursa olsun. Bir de yanına içecek şöyle sıcacık bir şey. Hem ısınır içim biraz ve hem de o bir lokmacık tostla doyar şu garip midem. Bir vakit de böyle seyrederim insanları. Herkes benim gibi sıcak bir şeylerle yiyemezler kıyıntılarını. Şanslıyımdır. Ama buruk…

 

 

VII

İnsanlar vardır Hacıbaba insanlar vardır o terminallerde, o garlarda, o istasyonlarda, o limanlarda. Bir yerlerden geliyorlardır, bir yerlere gidiyorlardır. Henüz sersemlememiştir dinçtir gidecekler. Gelenler, henüz gelenler ise uyku sersemidirler aslında. Bu terminalde dostlarını bekliyorlardır kimi. (Hıh) Kimileri ise hiçbir şeyi. Bazıları nereye gideceğini bilmiyordur. Amacı yoktur onların zaten. (Hıh) Dost arıyorlardır o terminallerde, sımsıcak bir dost. Dostturlar aslında herkes yek diğer insanlarla. Kendi rastlantımız dâhilinde o gece yarısı bekleme salonlarında. Kâh bir yolcuyuz, kah bir yolcuya elveda eden bir dosttaş. Ne önemi var Hacıbaba. Bu bir diyalektik melankoli. Kısacası safsata. Kim bilebilirmiş bir gece yarısı terminalinde dostluğu. Her şey avuntu. Hıçkıra hıçkıra bir avuntu işte. Safsata demiştik bu duruma. Olsa olsa hayatın en garip ve en umutlu safsatası değil mi? Ürperti dolu, yaşam dolu, dopdolu bir safsata.



Muhammet Demir

 


* Buradaki Hacıbaba tanımlaması Leylekler için kullanılan bir halk ağzıdır. Bu referans ile kullanılmaktadır. 
** Mach, burada ses hızı için kullanılmıştır.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Öyküler) :: Yorum (0) :: Arkadaşına Gönder! :: Etiketler : sanat, edebiyat, öykü, resim

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir



 Devrimci Siteler i ziyaret et

Blogcu ile yapıldı