Image Hosted by ImageShack.us
#wp-calendar td.pad:hover { background: #FFFFE0; } #wp-calendar td:hover, #wp-calendar #today { background: #eee; color: #bbb; } #wp-calendar th { font-style: normal; text-transform: capitalize; }



1/11/2009

EMEĞİN SANATI'NDAN 61. MERHABA

Merhaba,

2 aylık bir aradan sonra Emeğin Sanatı yoluna devam ediyor.

İnsanî hallerden kaynaklanan bu gecikme sürecinde, hep şunu düşündüm. Bu derginin devamlılığı gerekli mi gereksiz mi? Okurunun gönlünde bir ayrıcalık oluşturdu mu? Okuru, Emeğin Sanatı’nın her yeni sayısını ilgiyle bekliyor mu? Yani emeğimizin karşılığı var mı?

 Ama okurlarımızdan, özellikle de genç okurlarımızdan e-postamıza gelen mesajları, dergiye yorumlarla beklentilerini bildirenlerin yazılarını okuduktan sonra devam kararını verdik. Dergimizin bir gereksinmeye karşılık düştüğünü görmek, elbet bizim de coşkumuzu kanatlandırdı. Dostlardan gelen övgü ve özendirici sözler, bizi kıvandırırken, 60 sayımızı gözden geçirdiğimizde en büyük eksikliklerimizden birinin eleştiri eksikliği olduğunu görüyoruz. Bundan sonraki süreçte, yapıcı ve iyiye, doğruya yönlendirici eleştirileri de bekliyoruz.

 Gelelim  sanatın yeni açmazlarına. Bugünlerde sanat ve kültür adına yeni bir pazar kuruluyor İstanbul’da. İstanbul 2010 Kültür Başkenti kumpanyası, halkın harcama kalemlerine konan ek vergiyle şişirdiği kasasını tekellerin omzunda sanat yapmayı marifet bilenlere açıyor. Sanat, sermayenin Zürafa Sokağına düşürülüyor. Holding ve tekeller, sanatı sömürerek yeni voliler vurma çabası içinde. İşin en acı yanı da kendine sanatçı diyenlerin bu pazardan kendilerine yemlik aramaları…

 Bir zamanlar "Halk için sanat”, “sanat için sanat" tartışmaları bugün yerini "piyasa için sanat"  anlayışına bırakmıştır. Sanat alanı açıkça tekellerin istilasına uğramıştır. Yıllardır tekeller kültür-sanat alanını piyasaya açmaya çabasındalar. Sanatı ve sanatçıyı düzenin en büyük destekçisi hâline getirmeye çalışıyorlar. Günümüzde sanat emekçilerinin yakıcı sorunudur bu

 Günümüz sanatçısının yapması gereken, aklına, yaşamına, varoluş kaynaklarına yapılan bu çok yönlü saldırıya karşı düzenin bireyci, gerici, yalnızlaştırıcı köklerine iyice sarılmak yerine; direnişi ve karşı saldırıyı örgütlemektir. Bu çaba, ortak sorumluluk ve üretimlerle buluşturulmadığı sürece, sanatçı ve sanat metalaşmaya ve giderek hiçleşmeye devam edecektir. Çünkü, piyasa sanatı özgür sanatsal üretime pranga vurmaktadır. Sanatsal üretime, satış kaygısı egemen olmaya başlamaktadır. Böylelikle sanatçının muhalif, eleştirel tavrı aşınmaktadır.

 1980'lerden 1990'lardan beri yoğunlaştırdığı yoz kültür bombardımanı ile bir yandan insanları tek tek hücrelerine hapsederek, onlara "özgür bireyler" olduklarını pompalamaya çalışıyor, diğer yandan ideolojilerin öldüğünü iddia ederek, tarihin hiçbir dayanağının bulunmadığını söylüyorlar. Gerçeğin "kendiliğinden" ilerleyen ve değiştirilemez bir olgu olduğunu savunarak dayattıkları kadercilikle, sundukları mistisizmle, örgütlülüğü suç göstererek, aklı ve istenci yaşamlarımızdan çıkarmak için uğraşıyorlar. Toplumsal savaşımdan bağları koparılan insan, bu süreçte giderek yalnızlaşıyor, bireycileşiyor ve düzenin çarklarında yok oluyor.

 İşte Emeğin Sanatı çabasıyla yola çıkan bizler, sanatın alınıp satılan meta olmasına karşıyız. Sanatçının, pazar için üretmesine karşıyız. Sanatın ve sanatçının alınıp satıldığı bir dünya istemiyoruz.  Artık gerçek sanatçıların, piyasa egemenliğini benimsemiş sanatçılardan ayrıştırmasının zamanı gelmiştir. Emeğin  sanatı için verilecek devrimci mücadele kendi varlığını ortaya koymalı, kendi koşullarını yaratmalıdır.

 Zaman, holdinglerin istilasına karşı sanatçıların başkaldırısını  örgütleme; sanatçıların, özgür sanat için çaba gösterme, üretme zamanıdır.

        

ALİ ZİYA ÇAMUR

           

 

                BU SAYININ SAVSÖZÜ

 

Birbirini bütünleyen, tabiat ve insan varlığı, dolana dolana öyle bir örgü ve nesiç (doku, dokuma) meydana getirmiş ki, bu bereketli malzeme sanatkâr için ‘İcat’ dediğimiz külfeti de ortadan kaldırmış. İş, bu örgüden en güzel, en sağlam parçayı almaya veya bu parçaları birleştirerek eser diye ortaya koymaya kalıyor. Buradan da sanatkârın sunuşu ve şahsiyeti doğuyor.

Hikâyenin de, hayalden çok gerçekten kuvvet alması gereken insancı bir sanat çeşidi olduğuna inanmışız. Eserlerimizde ekseriya karamsar görünen hava, realiteye sadakatimize ve samimiyetimize bağışlanmalıdır. Bu günün sanatkârı ‘Kızılcık şerbeti’ yalanına inanmıyor ve harabeleri güllük gülistanlık gösterme gayretine de sanat demiyor.

Bugünü bütün kıymet hükümleriyle yarına bildirmek, eli kalem tutanların ödevidir. O halde bu ihbarı veresiye bir mektupla baştan savmak değil, kıymetli ve taahhütlü olarak postalamak lâzım. Eserlerimizde ekseriya karamsar görünen hava, realiteye sadakatimize ve samimiyetimize bağışlanmalıdır.”FAHRİ ERDİNÇ

 

YAŞAM VE SANATTA
         15 GÜNÜN İZDÜŞÜMÜ

 

TÜYAP 28. İSTANBUL KİTAP FUARI BAŞLADI

           

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi - Beylikdüzü’nde, 31 Ekim - 8 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenecek olan 28. İstanbul Kitap Fuarı’ı başladı. Yurt içi ve yurt dışından 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenen 28. İstanbul Kitap Fuarı’nda uluslararası etkinliklerin yanı sıra söyleşi, panel, şiir dinletisi, atölye ve çocuk aktiviteleriyle birlikte 297 etkinlik düzenlenecek.

            İstanbul Kitap Fuarı, öğrenci, öğretmen ve emeklilere ücretsiz olan fuar giriş bedeli 5 YTL’dir. Fuarlar, 1-8 Kasım 2008 tarihleri arasında 11.00-20.00 saatleri, kapanış günü 9 Kasım 2008 tarihinde ise 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Fuarda bu yıl okurları karşılayacak önemli bir yenilik de ilk kez açılan “Uluslararası Salon” olacak. 27 ülkeden yayıncılar, editörler ve Yayıncılar Birliği temsilcilerinin yer alacağı “Uluslararası Salon”, fuarın ilk 4 günü 11.00-18.00 saatleri arasında açık kalacak. Uluslararası Salon”a bu sene ilk kez Avrupa Kültür Merkezleri Fransa, Finlandiya, İspanya, Hollanda, Romanya, İsveç, İsviçre ve İtalya ortak bir stantla katılırken, salonun diğer katılımcıları Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela Bolivar Cumhuriyeti, Yunanistan, Romanya ve Fransa'dan yayıncılar ve editörler olacak. Bağımsız bir edebiyat topluluğu olan Literature Across Frontiers ise, Bask, Çek Cumhuriyeti, Galler, Estonya, Macaristan, Katalonya, Litvanya, Letonya, İskoçya, İrlanda, Polonya, Portekiz ve Slovenya'yı temsilen fuara katılacak. “Uluslararası Salon” içinde bulunan forum alanı 4 gün boyunca çok sayıda yazarı ağırlayacak ve sektörel etkinliğe ev sahipliği yapacak. Salon içinde ayrıca çevirmenlerin bir arada olacağı çeşitli çeviri etkinliklerinin düzenleneceği bir buluşma noktası olarak “Çeviri Merkezi” de bulunacak. “Uluslararası Salon” kitapseverlerin katılımına açık olacak.

            Bu sene ana teması “Kültürler Arası Diyalogda Çeviri” olarak belirlenen kitap fuarına çok sayıda çevirmen de katılacak. Bunlar arasında Avrupa Çevirmenler Birlikleri Federasyonu Başkanı Martin de Haan, Maureen Freely, Hanneke van der Heijden, Ingrid Iren ve Rafael Carpintero bulunuyor. Ayrıca Tanpınar Festivali kapsamında Türkiye'de bulunan Carme Riera ve Bernardo Atxaga (İspanya), Valter Hugo Mae, Ingo Schulze (Almanya), Olga Tokarczuk, Frank Westerman, Norman Manea ve Dan Lungu (Romanya) da fuarda yer alacak. 28. İstanbul Kitap Fuarı yurt dışından çok sayıda yazar, şair, eleştirmen ve çevirmeni ağırlamaya hazırlanıyor. İstanbul Kitap Fuarı’nın yurt dışından söyleşi ve imza günlerine katılmak üzere 47 yazar konuğu olacak.

            Fuarda, Emeğin Sanatı katılımcılarından Evin Okçuoğlu  yeni kitaplarını  “İçi Görünen Şiirler(şiir), Sardunya Kırıldıkça (Öykü)  imzalayacak.  3 Kasım Salı günü Fuardaki Doğan Hızlan  Kitaplığı (Heybeliada Salonu)’nda,  17.15-18.30 saatleri arasında

 Berfin Bahar Şiir Etkinliği’ne katılacak. H. Hüseyin Yalvaç yönetimindeki etkinliğe  İdris Atmaca, Mahmut Baycan, Veysel Boğatepe, Funda Dane, Seher Duman, Arzu Karadağ, Hüsam Kurt, Ahmet Selçuk İlkan, Sabri Kuşkonmaz, Ali Narçın,  Hakan Sevin, Hakan Sürsal, Hasan Taşçı. Yavuz Yavuzer  adlı şairler de katılacak

            Emeğin Sanatı’ndan Ali Ziya Çamur da Sorun Yayınları Kolektifi Sanat Cephesi Dergisi tarafından düzenlenen  “Sanat Cephesi Dergisi Şairleriyle Söyleşi ve Devrim Şiirleri” etkinliğine katılacak.  Etkinlik, 7 Kasım 2009 Cumartesi   günü  Büyükada Salonu salonunda 18.15-19.30 saatleri arasında yapılacak. İsmail Hardal yönetimindeki söyleşi ve etkinliğe  İsmail Hardal, Kemal Kök, Nevzat Oğuz, Ragıp Özcan, Refik Uğur, Hüseyin Gül, Asım Gönen, İrfan Ünal, Ferhat İşlek, Hüseyin Fırtına, Bülent Akdemir adlı şairler de katılacak.

            Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları da 1 Kasım Pazar Günü TÜYAP 28. İstanbul Kitap Fuarı'nda, Türkiye Yazarlar Sendikası stantında olacaklar. Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları arasından yazarlar TMK Mağduru Çocuklar için kitaplarını imzalayacak ya da imzaladıkları kitaplarını gönderecekler.

Aynı gün akşamına kadar yayınevlerinden çocuklarımıza ve onlar için Diyarbakır Sur Belediye'sinin binasında Zeynep Taşcı'nın tadilat için  verdiği emekle (halen devam etmekte) oluşturulan; Filiz Kutlar'ın eşi Onat Kutlar'ın kitaplarını bağışladığı Onat Kutlar Kütüphanesi'ne gönderilmek üzere kitap toplayacaklar.

Fuara uğradığınızda, Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları'na destek için  TYS Stantı'na da uğrayabilir ve çocuklarımız için fuardan ya da evden seçtiğiniz kitapları bırakabilirsiniz.

 

2010 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ YARIŞMASI DÜZENLENİYOR

 

            Yalınses  yayınları tarafından faşistler tarafından katledilen  yazar Ümit Kaftancıoğlu adına öykü yarışması düzenlenmekte.

            Yazarlar yarışmaya, yayımlanmamış ve ödül almamış 2'şer öykü ile katılabilecek. Öyküler iki aralıklı olarak (bilgisayarda yazılmış) en az 2 en çok 10 sayfa olacak. Öykülerin yazılı olduğu dosyanın sağ üst köşesine büyük harflerle rumuz yazılacak. Kesinlikle gerçek ad ve soyadı belirtilmeyecektir. Katılımcılar öykülerini 5 kopya olarak gönderecekler ve gönderinin içine ayrı bir dosyada kısa özyaşamı, adresi ve telefon bilgilerini belirteceklerdir.

Değerlendirme 1., 2., 3. şeklinde olacak, ilk 10'a giren öyküler kitap olarak  yayımlanacaktır. Dereceye giren katılımcılar plaket ve kitap seti ile ödüllendirileceklerdir. 30.11.2009 son katılım tarihidir. Öykü yarışması sonuçları 20.03.2010 tarihinde basın yolu ile açıklanacak ve Ümit Kaftancıoğlu'nun katledilişinin 30. yılı olan 11 Nisan 2010 günü yapılacak anma töreni ile ödüller sahiplerine verilecektir. Seçici Kurulda,  Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Mehmet Güler, Zeynep Aliye, Mustafa Sancar, Dr. Canan Kaftancıoğlu ve Öztürk Tatar yer almakta.

            Adres, 2010 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması, Yalın Ses Yayınları, Cağaloğlu Yokuşu Ergüç Han No:5/8, Cağaloğlu-İstanbul. TEL: 0212 528 67 31, Cep:0555 254 27 26

Ayrıntılı bilgi:www.umitkaftancioglu.com, www.yalinses.com

 

CEZAEVİNDEKİ YAZARLAR İÇİN “SÖZCÜKLERE ÖZGÜRLÜK” KAMPANYASI DÜZENLENDİ

          

1960'ta kurulan Uluslararası yazarlar örgütü PEN Kulübü üyesi 'Cezaevindeki Yazarlar Komitesi', dünyada 600'den fazla yazar ve gazetecinin baskı altında olduğunu ve bunların 200'den fazlasının en zor koşullarda cezaevinde bulunduğunu bildirdi.

'Cezaevindeki Yazarlar Komitesi'nden yapılan açıklamada, Avusturya'nın Linz kentinde toplanan 75. Dünya PEN Kulübü kongresinde, özellikle, Çin, İran, Eritre, Vietnam ve Türkiye'de cezaevindeki kadın ve erkek yazarların durumunu gözler önüne sermek için katılımcıların oy birliğiyle kabul ettikleri kararların benimsendiği kaydedildi.

15 Kasım'daki Dünya Cezaevindeki Gazetecileri anma günü perspektifinde, kongre, ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında bulunduğu ülkelerle ilgili durumla ilgili endişeleri dile getirdi. Cezaevindeki Yazarlar Komitesi Avusturya yetkilisi Helmuth Niederle, "Söz özgürlüğü satın alınamaz" diyerek, muhaliflere yönelik baskıdan entelektüellerin de genel anlamda etkilendiği Gine örneğini verdi ve ifade özgürlüğünü savunmanın öneminin altını çizdi.(PEN)

 

2009 CEVDET KUDRET ÖDÜLÜ İRFAN YALÇIN'IN

 

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Cevdet Kudret adına verilen ''Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü''nü, bu yıl, roman dalında, ''Yorgun Sevda'' adlı eseriyle İrfan Yalçın kazandı.

Yapılan açıklamaya göre, şiir, roman, öykü, deneme, inceleme, araştırma ve tiyatro dallarında her yıl dönüşümlü olarak verilen Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, 1992 yılında yaşamını yitiren yazar Cevdet Kudret anısına 1993 yılından beri veriliyor.

Bu yıl roman dalında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü kazanan İrfan Yalçın, Zonguldak'ta 1945 yılında doğdu. Yalçın, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1960 yılında mezun oldu. Adana'nın Kozan, Samsun'un Çarşamba ilçeleriyle Zonguldak'ta toplam on yıl Fransızca öğretmenliği yapan Yalçın, 1972'de eğitim görevinden ayrılıp İstanbul'da bir kitabevi açtı. Yalçın,1985'de Köyceğiz'e yerleşti. Şiir, hikaye, eleştiri alanlarında ürün verse de romanda yoğunlaştı.

Milliyet Yayınları 1974 Roman Yarışması'nda ''Pansiyon Huzur''la ikincilik ödülüne değer görülen Yalçın, 1978'de ''Genelevde Yas'', 1979'da ''Ölümün Ağzı'', 1980'de ''Fareyi Öldürmek'', 1983'te ''Büyük Soytarı'', 1991'de ''Uzun Bir Yalnızlığın Tarihçesi'', 1995'te ''Annem, Babam ve Ben'' adlı romanlarını yayınlandı. Yalçın, ''Ölümün Ağzı'' adlı romanıyla 1980'de TDK Roman Ödülü'nü kazandı. (GAZETEPORT)

 

CESARETİN VE BAŞKALDIRININ ÖYKÜCÜSÜ

KERİM KORCANI ÖLÜMÜNÜN 19. YILINDA ANIYORUZ!

 

 Devrimci edebiyatımızın cesur yüreklerinden Kerim Korcan, öykü ve romanlarında sınıfsal bilinci öne çıkardı hep. Tüm engellemelere rağmen, içinden çıktığı sınıfın sesi oldu. Yaşamında da örgütlü devrimci savaşım içinde oldu.

31 Ocak 1918’de Adapazarı’nın Akfelek köyünde doğdu. Babası Murat usta yoksul bir saat tamircisiydi. Bu yüzden Kerim Korcan ancak ilkokul 4. sınıfa kadar okuyabildi. Küçük yaşta kahveci, dondurmacı, köfteci ve berber çıraklığı yaptı. 1938 yılında siyasi polis tarafından gözaltına alındı. Aynı yıl Donanma Askeri Mahkemesinde İsyan Suçlusu olarak yargılandı 12 yıl ağır hapse mahkûm edildi. Sinop Cezaevinde 10 yıl hapis yattıktan sonra serbest kaldı. Hapisten çıkar çıkmaz askere alındı. Askerlik sonrası 1950’de İstanbul’a geldi, marangozluk yaparak yaşamını kazanmaya çalıştı. 1957’de Vatan Partisi yöneticiliğinden kovuşturmaya uğradı. Türk Ceza Kanunu’nun ünlü 141 ve 142. maddelerine karşı gelmekten tutuklandı. İki yıl Sultanahmet Cezaevinde tutuklu kaldıktan sonra 1959’da beraat etti.

Ölümsüz birçok esere imza atan Kerim Korcan 1990 yılının 9 Kasım günü tedavi gördüğü kanser hastalığına yenik düşerek hayata veda etti.

Döneminin birçok edebiyatçısı gibi zor günler geçiren Kerim Korcan cezaevlerinde ağır koşullarda 12 geçirdi. İçinde bulunduğu koşulları estetize eden Kerim Korcan yaşadıklarını birer sanat yapıtına dönüştürür. Eserlerinin çoğunda cezaevi gerçeğini anlattığından ezilenler, başkaldıranlar, idamlıklar kitaplarının kahramanı olmuştur.  Kerim Korcan’ın yazın tarzında “Halk Hikayeciliği” niteliklerine sıkça rastlanır, eserlerinin genelinde kahramanlarının şivesiyle sade anlatımlarla okuru sıkmaz, kolay okunan bir tarza sahiptir. Kerim Korcan; “Ben üniversite kürsülerinde vatandaşların hak ve hukuk eşitliği için ağlayan ama içeride insanların anasını ağlatan adaleti, tekmil ters uygulamalarıyla mahpushanede cürmü meşut ettim, suçüstü yakaladım. Madem ki adalet mülkün temelidir, ben de toplum sorunlarına, başlangıç olarak oradan yaklaşmayı uygun buldum. Başkaları ne düşünür bilmem. İyi bir giriş yaptığım inancındayım ve devam etmek isterim. Tatar Ramazan’ın benim ilk eserim Linç’ten evvel kaleme alındığını açıklayabilirim. Dil konusunda tartışmaya girmek istemem. Hem birazda bineceğim dalı kesmek gibi olur bu. Dilde arınmaya gitmeye çalışıyorum ve bu gayreti sürdürenlerle esasta mutabıkım. Ancak zorlamaya kaçmaktan da sakınırım” diyerek kendi yazarlığını anlatır.

Kerim Korcan’ın yayınlanmış eserleri: Linç (Roman), Tatar Ramazan (Öykü), İdamlıklar (Öykü), Ter Adamlar (Roman), Patrona (Roman), Dimitrof Geçiyor (Roman), Canlı Bayraklar (Öykü), Ölüm Pusuda (Öykü), Ateşten Köprü (Anı) Harbiye Kazanı (Anı), Ey Gaziler (Şiir), Acılar Çemberi (Çocuk Romanı), Capon (Çocuk Romanı).

Kerim Korcan'ın okurları, çelişkilerin siyah beyaz çizgileri kalınlaştırılmış bir dünyada bulurlar kendilerini. Yaşadıkları dünyanın, yazarın aynasından böyle yansıyabileceğini sezseler de neden böyle bir dünyada yaşandığının, yaşanmak zorunda olduğunun sorusunu edinirler okuduklarıyla. Kısacası Kerim Korcan'ın anlatıları, Şükran Kurdakul'un da vurguladığı gibi, çağdaş bir bakış açısından destek alır “Yayımladığı roman ve öykülerinde diri, canlı, doğal bir anlatım içinde, yer yer kişilerin iç hesaplaşmalarını yansıtarak sosyalist gerçekçi akımın başarılı örneklerini verdi."

 

“Gözyaşı dökeceksin düşmanlara göstermeden, ter damla damla, kan avuç avuç, uzun yıllar mahpus da olacaksın. Dola kardaşım kolların demir parmaklıklara, mehtapları ağlatan yanık türküler çağır, bil ki sevdiklerine mevsimlerce hasret kalacaksın! Zaman mı aşınır? Yoksa insan mı? Düşün bakalım düşün. Şu var ki paslanmayan zincir, aşınmayan lale, kırılmayan demir kapı yoktur...”

 

İLHAN ERDOST, UMUDUMUZDA YAŞIYOR!

 

                12 Faşizminin aramızdan aldığı değerlerden, yayıncı, yazar İlhan Erdost adı, 29 yıldır hiç unutulmadı, hep onurla, sevgiyle, hasretle, özlemle anıldı. İlhan ve ağabeyi Muzaffer Erdost adını, Türkiyede az çok devrimci, demokrat, sol literatürle tanışan herkes biliyor, 29 yıldır da unutmuyor.  Sol aydınlanmanın oluşumunda, sosyalist klasiklerin yayınlanıp geniş okur kitlesine ulaştırılmasında büyük emeği geçen İlhan Erdost’u, ölümünün 29. yıldönümünde saygıyla anıyoruz

            Yayıncı İlhan Erdost 17 Aralık 1944’te Tokat’a bağlı Artova’da doğdu. İkinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılarıyla boğuşan ailesinin maddi sıkıntısı nedeniyle ilkokulu köyünde okudu. Ortaokula gönderilmeyen İlhan Erdost’u babası bir berberin yanına çırak olarak verdi. Ağabeyi Muzaffer İlhan Erdost’la birlikte Ankara’ya giden İlhan Erdost’un yaşamı ve dünyaya bakışı burada şekillenmeye başladı.

Düşünceye vurulan kelepçeyle, ortaokul yıllarında Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’ne konulan ağabeyi Muzaffer İlhan Erdost’un başına gelenler ile tanıştı. Lise eğitiminin ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Bölümü’ne girdi. Muzaffer Erdost’un kurduğu Sol Yayınları’nın başına geçen İlhan Erdost, fakültedeki tek dersini yayneviyle yakından ilgilenmekten dolayı veremedi. Ağabeyi Muzaffer İlhan Erdost 12 Mart 1971 askeri darbesinin hemen ardından tutuklanıp hüküm giyince, Sol ve Onur yayınlarının yönetimini üstlendi. 12 Eylül 1980 sonrası yasak yayın bulundurmak iddiasıyla gözaltına alınan İlhan Erdost, Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde 7 Kasım 1980’de askerler tarafından dövülerek öldürüldü.

“Göğğü tutmuşa benzer

Yanmış tutuşmuş a kardaş

Kanadı duymuşa benzer

Uçar bir al kuş a kardaş”

 

SOSYALİST  EDEBİYATIMIZIN ADSIZ ÖNCÜLERİNDEN FAHRİ ERDİNÇ’İ ANIYORUZ!

  

                1940 sosyalist yazarlar kuşağının  adı çok öne çıkarılmamış şair ve öykücülerindendir Fahri Erdinç. İnönü  faşizminin baskıları karşısında, 2 arkadaşıyla birlikte Bulgaristan’a kaçtı. “Kardeş Evi” dediği Bulgaristan’dan yazmayı sürdürdü. 11 Kasım 1986'da Sofya'da öldü.

            Fahri Erdinç, 1917'de Akhisar'da doğdu. Annesi, Erdinç'i dünyaya getirdikten bir yıl sonra veremden öldü. Sonradan, bu kaybın, anasızlığın bilincine varmak, üvey analı kalabalık bir aile ortamında büyümek, çocukluk uykularının çoğunu alan tütüncülük çilesi ve giderek bir yıl da tenekeci çıraklığı, ilkokul öğrencisi Erdinç'i vaktinden önce olgunlaştırdı ve yaşamı daha yakından tanımasına yol açtı. 1930'da Balıkesir Öğretmen Okuluna girdi. 1936-37 ders- yılında Afyon'un Sandıklı ilçesinin Ürküt köyünde öğretmenliğe başladı. Buradaki üç çalışma yılı, mesleksel uğraşların dışında, köyü kasıp kavuran bir gerici hocayla savaşım içinde geçti.

            Erdinç, 1938-39 ders yılında baba mesleğini bırakarak, sınavını kazandığı Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde öğrenci oldu. Bu bölümde öğretim üyesi olan Sabahattin Ali ile tanıştı. Aynı yıl yazmaya başladığı ilk öykülerinde, onun öğütlerinden çok yararlandı. Orhan Kemal’in 1. olduğu yarışmada 2. olur.  Erdinç, Konservatuardaki katı yönetime ve bazı ayrıcalıklara itirazları yüzünden, biraz da geçim sıkıntılarının zorlamasıyla, öğrenimini bırakmak zorunda kaldı. Yeniden mesleğine döndü. Ama arada yedek subaylığını yaptıktan sonra, 1943'te mesleğinden tamamen ayrıldı. Bir süre yapı yerlerinde (taşeron kâtibi ve puantör olarak) çalıştı.  Böylece, daha ilk yazı denemelerinde toplumun tabanındaki insanların yazgısını konu edinen Erdinç, onları köyde, kışlada ve kentte, iş yaşamında yakından tanımış oluyor, gözlem ve izlenimlerini arttırıyordu.

1946'da Ankara'da bir yapı yerinden, sınavını kazandığı devlet radyosuna geçti. Temsil kolunda üç yıl çalıştı. Bu arada Şen Olasın Halep Şehri (İstanbul-1945) adlı şiir kitabından sonra Ankara'da "Seçilmiş Hikâyeler Dergisi" (1948, sayı 8) onun öyküleriyle özel sayı çıkardı.  Başkentte ilerici sanatçıların çevresinde görünmesiyle, bazı dergilerde yayınladığı öyküleriyle zamanın faşist çevrelerinin dikkatini çeken Erdinç, 1947'de kendisini devlet başkanına dille hakaret etmiş durumuna düşüren bir çatışma yüzünden tutuklandı ve aklanmayla sonuçlanan yargılaması boyunca (birkaç ay) cezaevinde kaldı. Ankara cezaevinde yazgılarını konu edindiği insanların kimilerini daha yakından tanıma fırsatını buldu. Bazı komünistlerle de ilkönce burada ilişki kurdu. Cezaevinden çıktıktan sonra da Erdinç dirlik bulamadı. Uyumsuz bir aile yaşamı da bunalımını arttırıyordu. Bu bunaltılar içinde bocalarken, 1948'de çok sevdiği Sabahattin Ali'nin Bulgaristan sınırında öldürülmesi Erdinç'i büyük acılara boğdu. Bu acı olay bir yandan da onu esinledi. Kısa bir süre sonra, 1949 Eylül'ünde, Erdinç, iki arkadaşıyla (Ziya Yamaç ve Tuğrul Deliorman) birlikte, gizlice Bulgaristan'a geçti.  Bulgaristan'da Erdinç ve arkadaşlarına politik göçmen olarak sığınma hakkı verildi (1949 Ekim). Böylece, onun, yurt dışında ölümüne kadar sürecek olan göçmenlik dönemi başladı.

1957'de illegal Türkiye Komünist Partisi'nin "Dış-Büro"suyla ilişki kurabildi. Partide aktif çalışmaya katılmak üzere 1958 Mart'ında Bulgaristan'dan ayrıldı. 20 Mart 1958'de TKP üyeliğine alındı.  Böylece başlayan yurtdışı illegal parti çalışması 13 yıl sürdü. 1969'da bir kalp krizi geçiren Erdinç, aktif faaliyetlerden çekilme zorunluluğuyla, 1971 yılı başında yeniden Bulgaristan'a dönüp yerleşti. Parti çalışmasına katkısını buradan sürdürmeye başladı.  Erdinç, yazınsal çalışmasına yetecek ölçüde Bulgarca, pratik olarak da Almanca ve Rusça öğrendi. 1965'te Bulgaristan vatandaşı, 1973'te Bulgaristan Yazarlar Birliği üyesi oldu.  Yurt dışına çıkışından 1969'a kadar, yapıtları kendi ülkesinde okura ulaşamadı. 1970'li yıllarda Türkiye'deki dergilerin şiir ve öykülerine yer vermesiyle yeniden okur önüne çıktı. Bu yıllardan ölümüne değin kimi yapıtları kitap olarak da yayınlanma fırsatı buldu. Ama bu girişimler süreklilik göstermediği gibi, son yirmi yılda yine kesintiye uğradı.

Kemal Özer,  “Ozanı “Sökmüş ve sökecek bütün şafakların habercisi” olarak  nitelendirdiği Fahri Erdinç’in sanat  anlayışını şöyle belirtiyor: “Sanatsal ve siyasal yönleriyle bir yazgı adamının kimliği var karşımızda. Onu tanımak,  aynı zamanda, o kimliği oluşturan ve direniş diye niteleyebileceğimiz temel öğeyi tanımak anlamına geliyor. Kökleri 1940’lara giden, kendisine odak aldığı Sabahattin Ali ve Nâzım Hikmet’in sanat anlayışlarıyla yoğrulmuş bir toplumcu geleneğin halkası. Kendi yaşamındaki zorluklara yenik düşmeden üretimini sürdüren ödünsüz bir yazar ve ozan. Yapıtları, hem yazıldığı döneme göre, işlenişiyle, ele aldığı sorunlarla bir ileri aşamayı gündeme getiriyor, hem de kendinden sonrasına dil ve anlatım bakımından bir düzey hazırlıyor. Kitaplarını, 1980 sonrası koşullarının edebiyata getirdiği genel görünüm açısından bakıldığında, yaşamdan beslenen bir edebiyatın geçmişine ilişkin örnekler olarak okuyabileceğimiz gibi, onlarda yaşanan koşulların aşılması doğrultusunda önemli ipuçları da görebiliriz.”   

Başlıca yapıtları: Şen Olasın Halep Şehri (şiir, 1945), İşte Böyle (şiir, 1956), Akrepler (öykü, 1952), Âsi (öykü, 1955), Memleketimi Anlatıyorum (öykü, 1960), Diriler Mezarlığı (öykü, 1964), Canlı Barikat (öykü, 1973), Alinin Biri (roman, 1958), Acı Lokma (roman, 1961), Kore Nire (roman, 1966), Kardeş Evi (roman, 1979), Göç (piyes, 1952), Türkiye'de Çocuklar (inceleme, 1951), Kalkın Nâzım'a Gidelim (anı, 1987).

 

 

NOT: E-Dergimize yapıt göndermek isteyen dostlar, emegin_sanati@mynet.com adresine gönderebilirler.  Ayrıca grubumuza üye olarak, grup adresi yoluyla da bizlerle ilişki kurabilirsiniz: http://gruplar.antoloji.com/emegin-sanati Google Grup E-Posta Adresi: emegin_sanati@googlegroups.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Haberler) :: Yorum (1) :: Arkadaşına Gönder! :: Etiketler : Sanat,haber,güncel,anma,etkinlik

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

1 yorum yazilmistir

* * * * * * * * * * *

Yazan: Kemal Şahan | Konu: Emeğin Sanatına tekrar merhaba | Tarih: 2009-11-05 21:59:50
Emeğin sanatını yeniden etkin görmek bizleri mutlu etti....
Her sayınızı ilgiyle bekliyoruz......

Bağlantı:: ::



 Devrimci Siteler i ziyaret et

Blogcu ile yapıldı