Image Hosted by ImageShack.us
#wp-calendar td.pad:hover { background: #FFFFE0; } #wp-calendar td:hover, #wp-calendar #today { background: #eee; color: #bbb; } #wp-calendar th { font-style: normal; text-transform: capitalize; }



BABÜR PINAR: “Ters Giden Bir Şey Var”

1/1/2010

 

 

RESİM: GİACOMO BALLA

 

Bulutlar kendi gölgesini izliyor
Bolluk içinde yüzerken çağın irileri
binlerce çocuk bir kemik bir deri
açlıktan ölüyor Dünya’da
Afrika’ya bakıp gülümsüyor hançer
Aşk iklimini bulmadan
yüreğimi yarıyor adamın biri
dost acı söyler diyor sonra
Umut çığlığım olmadan
yaşamak ölmekten beter
Bu yalın gerçeği gizlemek zor

İyi insana sunulan kem sözler
acıtıyor gülümseyen yanımı
Her sabah tökezliyor ezber
Barış elimi kırıyor adamın biri
Sözle temizliyor yüzyıla gömülmüş kiri
Sevginin kehaneti olmadan
selamlayamam karşı duruşlar anımı
Gül mısra gizini çözdürmez her zaman

Kış ortası güz güneşi
güz ortası ayaz kavuruyor toprağı
Suyu canıma salmadan
düş gözümü kurutuyor adamın biri
dost acı söyler diyor
Gönül gözüm olmadan
göremem dostu düşmanlığı
Bu yalın gerçeği gizlemek zor

Kurtlar kendi hevesini izliyor
Develer şiirci pireler berber
oğullar ölü babalar diri
Saçı şöyle sarmal örmeli
ille de fildişi olmalı çetrefili çözen tarak
diyor adamın biri
bahçesinde çiçek yok soy dazlak
Düş gözü kör insanın elinde fener
ışıtmaz dostluk yolunu
Bu yalın gerçeği gizlemek zor

Ah kara donlu adam
bahar sözü sonlu adam
ayaz havasında şarkı söylemek zor
topla yeşil uçkurunu
sokaktan kış geçiyor  


İRFAN SARİ: “Fenomen”

1/1/2010



RESİM:EKREM KADAK

 

senden kalmayım
dün gece bütün yıldızları içtiğimi saymıyorum
bir kervan yürüdü az önce karşı sırttan
bastıkları, sırtımın orta vadisinin bir yeriydi sandım
rüzgarı kese kese yürüdüler

gözlerim çıplak
eceli görse parçalayacak kahrından
tarifsiz bir istenç
delinmemiş boncuklar düşürür vakitsiz.

bir Asur kenti gibi yaşlı
ve bir ceviz ağacından uzanan kök hesabı
asırlar boyu boynuna astığı oksitlenmiş bir bakır kolye
Diyarbakır temmuzlarından daha yakıcı
bir zindan direnişinde can

senden kalmayım
dün gece kaybettiğim ayı saymasak
lotus yaprağından bir avuç su çırptım rüyama
yokuş aşağı kaçan beyaz tavşanlar gördüm sonra
ve bir dağdan taşan son rezonans

zulamda saklı bir tek hece kalmayacak kadar senden kalmayım
ıkındıkça zaman
karnından boşalan geçmiş vakit imleri
beslediğimiz üç şarkının sözlerinden hayatı
ezberinden zincir akışı gibi sesler
acının kundurasıdır tıklayan

ama durdum şimdi
yaman durdum hem de şarap gibi
düşünü kurduğum, eskimiş bir urba değil
elinden damarları saydığım kan ırmakları sahibi

yıldızları içtim ayı kaybettim
gece simsiyah
şarap sessiz ve sıcak girdi damarlarımızdan
tarihide okuduk masallar hesabı
sevişsin diyordu tanrılar
duyar gibiyim…  


ALİ ZİYA ÇAMUR: “Yalnızlıklara Karşı”

1/1/2010



RESİM:CHANTAL AİKHENBAUM

 

 Dar kuyuların poyrazında özlem devinir,
Tutuşan arzuların öncesiz yalnızlığında
Taç yaprağa düşü/veren çiğler tamamlar birbirini
Demler sevgiyi haykırışa dönüşmeden sesler.
Buğulu çay bardağına dökülen sevgi
Örgütler yalnızlıklara karşı direnci.
 

Görürüz ayrılık şarkılarının sinsi prangalarını
Daralan yüreğin düşe/yazan gölgesinde.
Sırrı atmış aynasında gizli duyarlıkların
Sarar hüzün dilimlerini günün makarasına,
Yakamızdan düşen lavların menzilinde
Çığlık çığlığa kararır gamsızlığın katarı.
 

Turunç soluğumuz üflüyor son surunu tufanların,
Mutların sarmaşık tünelinde kayıyor yalnızlıklar...
Yörüngesinde turlarken, yılgınlık dokuyor acılar,
Heves salıncağında destelenmiş yığın yığın sorular.
Hangi tomurcukta sevdalı yıldızların mevsimi?
Masal mı ansıma mı yelkensiz yokuşlarda savrulan?
 

Söylenceler kanıyor güzün soluk sığınağında,
Gecenin öksesinde hercai bulutlar küskün,
Çekeklere kızaklanmış öfkelerin uçları tuzlu...
Engebeli sessizlikte yutkunur heyecansız rüzgârlar.
Ayağımın altındaki kıpraşma törpülerken beynimi,
Asarım Van Gogh peyzajına vahaların körlüğünü...
 

Ay, mavi dağlarca bulutlara mahpus,
Bir rahvan koşu tutturur, şaşı yokuşlarda güneş,
Zaman havuzunda halkalanan dalgalar
Boyut atlatıyor her ivmede, esriyen suya.
Fırlıyor kırık anların şeytan uçurtması,
Takılıyor ebemkuşağının en mor ucuna.


H.AYTEN:“İşte Güneş İşte Ay” }{Y. SARI: “Suskun-luk”

1/1/2010

 İŞTE GÜNEŞ İŞTE AY



RESİM:PİLAR SALA

 

Gülşendi gülüşlerin
Mevsimlerin nardı
Açar canımın gözünde
Uçurum çiçekleri

İşte güneş işte ay
İşte gece yıldızlar
Hısımmış acıyla sevinç
Der böyle biliciler

Sen ekindin ben biber
Ben ekindim sen biber
Orkide mevsimindeyiz ömrün
Kar kış basmadan gel

Mor yazgılı ölümün
Yok rüşveti pazarlığı
Ey paranın sultanları
Mezarın toprağına
Bir testi su yeter  

 

HASİBE AYTEN




SUSKUN-LUK




RESİM: BAHADIR GÖKAY

Sus olduk yine gecenin içinde
Avcılar beklerken mızraklarıyla
Her kuytulukta.
Yaban bir düş süreci sanki ömrümüz,
bukağısı kırık bir hayalin yamacında.
Sarsa da duyguların sevi olanı
işlemez içimize ıslak bir aşkın sabahı.
Yüreğe kibriti taşıyan bilir sadece
Sabahlara kadar uykusuzluk alacası
Gönül gözümün göz kapakları.

Ama susarsan dağlar susar
Mor renkli bir heyula gibi üstümüze.
Susarsan denizler sığlaşır şafaklarda
Aykırı sayrılar toplar içimizden kopan fırtınalar.
Gözlerinin sürmesine dolanır ay ışığı
Venüs’ün çıplaklığında

Geldik bugüne işte
Hadi konuş artık içindeki
Sessizlikle,
Tarihini çiz yeniden,
Kalın,
Siyah
Ciltli bir dünya günlüğüne.

 

 

YILMAZ SARI

Ö.GÖLGE:“Yasaklayın… “}{.K.DEMİR:” GECE VARDİYASI”

1/1/2010


YASAKLAYIN

 

RESİM:HASAN HÜSEYİN DEVECİ



Yasaklayın..
Havayı,güneşi,suyu
Çocuk bakışlarındaki masumiyeti
Umudu yasaklayın sonra
Yasaklardan kan boşalsın
Billur kadehlerinize..
Ve gözlerinizde ceset gülüşleri...
Sırtlanlar imrensin şahsiyetinize.
Küçük,kara ve biçimsiz dünyalar oluşturun
Sürüngen benliklerinizle,kendinize..

Boşaltılmış köyler üstüne kurun işret sofralarınızı
Anaların taş yiyip, süt emzirerek askere yolladığı,
Gencecik fidanlara endeksleyin borsalarınızı.

Nefes aldıkca umut...
Munzurda açan bir dağ çiçeğinde,
Şiirler yazılacak,barışa ve özgürlüğe dair.
Tarih kayıt düşecek,
Kustuğunuz nefretinize.

Bizler...
Sabır ve inatla ördüğümüz,
Kardeşlik kefenlerimizle,
Namlularınızın önünde olacağız.
Gözümüzü kırpmadan öylece durup,
Kanlı gözlerinizin derinliklerine bakacağız.

 


ÖMER GÖLGE


 

 

GECE VARDİYASINA


 

             RESİM:MUZAFFER ORUÇOĞLU

Caddeler
Birbirine kenetlenmiş
Üşüyor şimdi.    
Şehir ıssız;
El ayak çekilmiş,
Kapılar kapanmış güne
Mağazaların vitrinlerinde
Donuk yüzlü mankenler
Anlamsız boş bakışları
Gösterişli görünüşleri
Ve birden!
karanlığı bıçak gibi kesip
Farlarıyla geceyi yırtan,sessizliği dağıtan
Bir işçi servisi,
Varoşların bağrını delip geçiyor
Uykuya doymamış bedenlerden;
Başlar öne düşüyor
Kesiyor soğuk,
Esiyor rüzgar
Bir işçi camın buğusuna
İsmini yazıyor,
Karanlığın göz bebeğine ışıltı oluyor
Fabrika şehrine yaklaştıkça
Geriliyor işçiler,
öne düşen başlar
Uykudan kabusla uyanıyor
Sokakların bittiği yerdeyiz
Otobüs farlarının ardında sürüklenerek
Özledik şimdiden güneşli günü
Başındayken gece vardiyasının
Gelmeden bitimi…
Dayanıyor işçiler
Dayanıyor!
Ekmek için, aş için
Yarının gülenyüzlü çocukları için.

02:08/2008 (işçi servisinde)

 KAZIM DEMİR

ADNAN DURMAZ: “Diplerin Zirvelere Uçurumlardır Yolu”

15/12/2009



FOTOĞRAF:ADNAN DURMAZ

 

 

gecede ay olan biziz
çapul canavarları dümdüz olur aktık mıydı
çok yıkmışız
çağlardan akıp gelen
adaletsizlik sultalarını
zaman durduramaz destanımızı
saltanatlar devirmede
sultanları süpürmede
sevda sevda köpürmede
o deli çay olan biziz


tut ki bir zındanın kör karanlığıdır
zalim vurur
can paralar
bağırır acı
kaçıncı çığlıktır çarpar taş duvarlara
katlolur kaçıncı mazlum
tez tükenen ömürüz biz
göz oluruz duvarlarda
sabırlarda köz
umut kanayan gönülüz

bombalanmış sokaklarda bir rüzgar dolaşır
etekleri kana değmiş
yenilenler
ellerinde yarım kalmış bir ömrün hülyasıyla
yavuklular
analar
işinden dönen köle
orada yatarlar öyle binyılların ortasında bir anda
yukarda hançeri kanlı bir ay
bulutlar taştan
dağlar tezekten
tomurcuk gül boynun eğmiş

devrilen devranlar üstüne
katli fermanlar üzere
zamana ve aşka andolsun
acıyla hayy olan biziz


her insanın çölleri var aşılmaz
ve geçit vermez dağları
her kadın leyladır bildik ki mecnunun bekler bir ömür
her erkek ferhaddır kendi dağını arar
insanın içindedir uçurumları
ayrılık istasyonları
yama yama
yara yara yaşamlar
hayat bir kervandır gider ıssızda
yükü aşk olmayanda nedir yaşamak
yalan bütün saltanatlar saraylar
aah insan yüreğinin kapanmaz çatlakları
ah derinlikler
dip
fırtınalı gecelerde soluk soluğa
uçurumlardan uçan
delişmen küheylanız biz

sen gönlünün çilehanesinde yana yana kül ol
ruhun bir kamış gibi salınsın ilahi rüzgarlarda
ey bilge kişi
ayaklananlar dağlarda
sokaklarda
kurşun sağanaklarında
meydanlarda yığılmış cesetleriz
ateşlerde yana yana
aşklara nay olan biziz
gel gör ki senden değiliz
ve zulmun önünde etten kaleler
tarihin bütün yarlarında
heyelan yürekleriz

G.APOLLINAIRE:Proletere(Y.Doğan)}{A.GÜLER:Maden İşçilerine

15/12/2009

PROLETER'E



FOTOĞRAF: ALİ ZİYA ÇAMUR

 

Ey Türkü söylemeyi bilmeyen masum tutsak
Kulak verip dinle çalışarak
Temel gürültüler karışınca alet tınlayışlarına
Çetin işin üstünden gelip damganı vur doğaya
Duru ve adil karayel yahut mayıs rüzgârı
Pis fabrikadan savurur tüten dumanı
Toprak şefkatiyle besler ürünü ve seni,
Bilim ağacında da vakti gelen isyanı.
Boğulmuşlarını kucaklayıp okşar deniz ve ninnisi
Ateş gerçek ateş yıldız eyler hayretlere düşürenleri
İmalı umut senin için parlar geceleyin
Sabaha dek büyüler maviliğini şantiyenin
Ki orda ekmeğini kazanmak için ezilir çocuklar
Bir sonun başlangıcı sadece davranın diyen haykırışlar

Proleter hayatın kanın iliklerin
Yıldız ışığından daha da değerlisin
Hayat verir hep güçlü böğürlerin
Oğulların birer tanrı mutsuz ve sakin
Kızların yarının acılarına gebe
İşte yıpranmış kadınların bir azize
Utanır çaresiz ellerinden çıplak bedenlerinden
Yumurcaklar masumane yaşamak isterken
Yanlarından geçince birileri elleri ak eldiven de ak
Ve gidip bir akşam güle eğlene içleri kararacak
Oysa bilirsin ki güzellikleri sen yarattın
Doyurur bu adaletsiz insanlarını şehrin
Ve sen bazen kutsal peteği düşünürsün
Halsiz ve acı maden ocaklarında gündüzün

 

GUILLAUME APOLLINAIRE

(Çeviri:Yaşar Doğan)

 

 

GRİZUDA MADEN İŞÇİLERİNE

 


FOTOĞRAF:KAZIM ZAİM

Sıra dışı düşlerini;
Üst üste biriktirerek sevdalanmıştılar kavgalarına,
Bulutlar sıkışık gökler dahi sıkıntılıydı
Bıçak yarası sancılarına durmuşçasına
Her şey yalnızlığı çağrıştırmaktaydı.

Kuşatmaktayken karanlığında şehri bulutlar
Geceydi,
Sıcak ve sağnak yağmaktaydı yağmur
Kokusuz renksiz ve de sinsice gelen
Felaketin adı grizuydu.

İnsanlar;
Umutsuzca kaçışmaktaydı köşe bucak
Tekmil sırların dahi hesabının yapıldığı
Her bir şeyin ve her şeyin cirit attığı
Sessiz çığlıkların,
Uğultusuydu beyinlerini yemekte olan

Devrilmek üzereyken gece üzerlerine
Şaşkın karanlığın,sıcak koynunda
Ağıtları türküleşirdi yüreklerinde
Düşleri, sevdaları olurdu.

Ve onlar;
Her biri ve her daim,ayrı ayrı
Ateş,su ve çelik olur idiler
Aydınlığa soyunmuş
Sevdalara omuz veren...  

   

 

AYDIN GÜLER


BABÜR PINAR:”Yazmıyorum Adını”

15/12/2009


 RESİM:ADNAN DURMAZ



Seçtiğin tarih kör yazgın değil
küçük bir gölde boğulduğun belli
Göksel olan fetiş inandığın değil
aradığın ün düş kurduğun yerde
çulun cazibesine tutulduğun belli

Sefil kimliğin genlerinde vahdeti vücut
belki yalnız yaşamak istiyorsun öykünü
Hadi çıkart gururla giydiklerini
dön geriye de gör çıplak ömrünü
Küçük bir saygıyla bak mazine
Korkularının üzerinde çürüyor kutsal çaput
yüzünü örtüyor tanımsız nesne

İçinde var olan kaybedilebilir forsun
neden kanadığını hoyratça söyle
Sen içinden akan kirli nehri
kendinden menkul gölgenle örtüyorsun
kendi yarattığından ürküyorsun

Şaşarak kalakaldığın gün ortası
ruhunun derinliklerinde mevcut
Beynindeki çukur fikrine tabut
İlk cinayetini bırak gece yarısı
anlatsın koynuna günahla girdiğin kadın
Kabil’in Habil’i öldürme nedeninden
daha basit duruyor maddi gerekçen
O kadar ince ki gönül bağın
canından çok sevdiğini söylediğin değeri
elinin tersiyle itebilirsin geri

Kasvet getiren soygun yerinde bayrak
üstüne titrediğin canın yongası
Yengiyle yüzüne yerleşen gurur ve salya
cehennem sureti kutsal angarya
Sanki sen ol dersen kıyamet kopacak
kutsal günah aziz bir fahişe tafrası

Oysa ayandır bütün kapıların şifresi
İki heceli kara kelimeye gömülü
göze gelesi gönül penceren sürgülü
Her ayağa kalkanın ilk cümlesi
nerede satılır mavi göz maskarası
nasıl altına çevrilir gönül yarası
Ve yol ver dağlar yalçın dağlar
meydana silah çatacağım teranesi

Otur oturduğun çorak yerde
suya düşen fikri sabit hükümran
Kimliksiz sözün belaya dönük
sığındığın eşkıya dağlar çökük
Sözcüklerin kirletiyor mendili
Kum kaleyi kurduğun batak yerde
kılıca hükmeden kanlı tarihin gizli

Sen hep korkacaksın asi kültürümden
Fikrin çürüyecek ışığa durduğun yerde
Yüreğinde hep hazır duracak korkunun fitili
Hiddetinde kurtaramayacak seni ölümden
Adını bilerek yazmıyorum ki
Gölgen dip not olarak geçmesin ömrümden


Ç.DAĞ:“Kara Yangın”}{ M.GİRGİN:“Buzul Türküsü”

15/12/2009


 

KARA YANGIN


 

FOTOĞRAF: ARZU FİLİZ GÜNGÖR

 

Bayır aşağı koşuyorum
Bir ben, bir ben, bir de ben
İsli yağmurları altındayım şehrimin

Camlarda ifadesiz, kaideci gözler
Kalburüstü semtlerinden geçiyorum
Kalkan balığı, kalamar salatası
Yanına şarap soslu somon lakerda.
İştahlı kirlenmişlikler,
Orta şekerli gürültü kirliliği
Ve de çivi gibi beynime işliyor
Kristal çöplüklerinin parfüm kokusu

Çok değil birkaç dünya aşağısı
Hak kuşunun çadırında buluyorum
Bizim izmarit çocuklarını.
Terlerini dahi silemeyecek bir kuru ekmek
Yer sofrası çürümüş çürüyecek.
Hayallerini taklit etmekten yoksun,
Yanlışın üşüten mevsiminde,
Ellerini ısıtmaya
Yer arıyorlar.

Bayırın aşağısından
Yukarıyı dinliyorum
İsli yağmurları altında şehrimin.
Saçlarımda ateş rüzgarı
Yoksullaştıkça daralan sokaklara
Hükümsüz küller savuruyorum

'Açız ' diyorum
Yankılanmıyor sesim
Sesim / suratıma çarpıyor
Olduğum yere yığılıveriyorum.
Ve yığılıyor kara yangınlar  

 

ÇAĞLA DAĞ

 

 

BUZUL TÜRKÜSÜ

 


RESİM:KÜBA AFİŞİNDEN

 

Suruç’a uçuyor kuşlar-suçlu
Dilimizde kekremsi bir tat
Kızıl bir türkü söylüyor kız
Sözümüz çağıldıyor belli
Haz alıyor kuşlar- kuşku
Buzula katılıyor uğultulu söz
Kıtalarda geziyor- acıyı seziyor
Dilimizde kekremsi bir tat
Buzul türküsü çağırıyor
Suruç’a uçan kuşlar suçlu
Kıvrılan zamanın sancısı
Uzaklardan duyulan
Terleyen kentin kokusu
Ağıtlaşıyor yurt-yorgun
Korku çağı yaşanıyor belli
Sevgi dağa yaslanıyor
Kentin köklerine saklanıyor umut
Dayanmasak yıkılacak- yakılacak kent
Dilimizde kekremsi bit tat

MEHMET GİRGİN

H.KAVAS:İt Dişleri Arasındaki Uygarlık}{N.ACAR:Mutluluğun Resmi

15/12/2009

  

İT DİŞLERİ ARASINDAKİ UYGARLIK


 

FOTOKOLAJ:ADNAN DURMAZ

 

tam yirmi asırdır
insan pozu veriyoruz dünyaya
kıtalardan kıtalara
tek kıta şiirin bile gereğini yapmadan
yüzlerce kıta ezberliyoruz
sonra bir kıtadan kalkıp
bombalıyoruz öteki kıtayı
fırınları ve kitaplıkları bile ayıklamadan

tam yirmi asırdır
insan pozu veriyoruz aynalara
oysa en sahici yansıma
sevdiğimiz yürektekidir
yahut yarınını çaldığımız kundaktaki
bunu bilmezliğe vurup
öldürüyoruz yirmi asırdır
açlara bedava ekmek ihtimalini

uygarlık eskitiyor uygarlık yeniliyoruz
hatta dünya az geliyor
hava atıyoruz uzaya
işte ilerlettiğimiz bilim ve teknik
işte bir avuç mutlu azınlık
işte kıtalar dolusu insan
ölüyor it dişleri arasında bit kırılması gibi
mutlu azınlığın uygarlığına gücenik  

 

 

HİKMET KAVAS

 

 

MUTLULUĞUN RESMİ


 

FOTOĞRAF: BİRGİT P.



Kar tanesinin yüreğinde
baharı duyumsuyorum
hiç yaşamasam da

hep özlemli bir dilenci olsam da
donduran karanlıklarda yüreğimi yakıyorum
tutuşuyor dağlarda ateşler
tohumlara dallara su yürüyor

kıpır kıpır söyleşiyor yer altında kökler
cemreler ilk kez hep gözlerime düşüyor
hüzün patlamalarında bile güneşler doğuyor
geriniyor gebe bir toprak gibi ruhum
ne kadar yalnız ve ne kadar çoğulum
ıslak mavi bir rüzgara tutulmuşum

bu duvarların arkasında içim dalgalı deniz
başımda bir deli sevda çığlık çığlığa
penceremdeki aydınlıktan öpücükler çalarak
beşinci boyutta mevsimleri ben yaratıyorum isimsiz

insanların gözlerine işliyorum sevgiyi
yemyeşil umudum büyüyor ormanlarca
bir su damlasında okyanusları görüyorum
dostların sımsıcak gülüşlerinde mutluluğun resmi



NİLGÜN ACAR

« Önceki ::


 Devrimci Siteler i ziyaret et

Blogcu ile yapıldı