EMEĞİN SANATI'NDAN 65. MERHABA
Merhaba,
Emeğin Sanatı, 4 yaşına girdi. 15 Aralık 2006’da başlayan serüvenimiz, 2010’da da aynı bilinç ve kararlılıkla devam edecek.
Neden, Emeğin Sanatı dergisine gerek duyduk? Gerek yazılı alanda gerekse internette pek çok sanat-edebiyat dergisi vardı. Ama bu dergilerin büyük bir çoğunluğu, bizim hedefimizin ve sanatta sosyalist tavrımızın gerisindeydi. Bir kısmı icazetli bir sanat derdindeydi. 03.05.2004’te kendimiz gibi düşünen arkadaşlarla Emeğin Sanatı Grubunu oluşturduk. Grup içi görüş ve paylaşımlarda sosyalist gerçekçiliğe yeni bir yön vermenin gerekliliğinde birleşildi. Bu tavrı “Yeni Sosyalist Gerçekçilik” olarak belirledik.
İşte bu tavrımızı ve ürettiklerimize daha çok okura ulaştırma çabasıyla bir dergi çıkarma gerekliliği ortaya çıktı. Olanaklarımız kısıtlıydı. Yazılı dergi çıkarma olanağımız yoktu. Bağımsız bir site oluşturmak için ne maddi gücümüz ne de teknik becerimiz vardı. Emeğin Sanatı E-Dergi, işte bu koşullarda “blogcu.com” üzerinden yayına başladı. Bizim için önemli olan, sesimizi, öfkemizi, bakışımızı, duyarlığımızı aktaracak bir araçtı. Bu araç, blog oluşuna ve biçimsel niteliklerine bakılmaksızın beğenildi, okundu, okutturuldu. Dergimize grup dışından da ürünler akmaya başladı.
İlk 50 sayılık arşivimiz, http://emeginsanati.blogcu.com adresinde kaldı. Orada, arşiv olarak yayına devam etmektedir. Şubat 2009’da 51. sayımızdan itibaren burada yayına devam ettik. Çoğu kez doğruları yüksek sesle dillendirdik. Bazen hatalar da yaptık. Ama sanat-edebiyatta egemen burjuva edebiyatının yanılgılarını, eksikliklerini, açıklarını anlatmaya, eleştirmeye devam ettik, devam da edeceğiz.
Emeğin Sanatı’nın ilk 50 sayılık arşivini, bugüne dek 78.988 kişi ziyaret etmiş. Bu sayının yüzde 30’u hemen girip çıkanlar. Geriye kalan sayı, çabalarımızın bize kalan ödülü… Henüz 1. yılını doldurmamış olan Emeğin Sanatı2’yi ise sadece son 2 ayda 2087 kişi ziyaret etmiş. Gene bu sayımın yüzde 30’nu çıkardığımızda gerçek okur oranını ortaya çıkıyor.
Google-Analytics’ten elde ettiğimiz istatistiklere göre, ziyaretçilerimizin yüzde 63’ü yeni okurlar. Geriye kalan yüzde 37, her ayın 1’inde ve 15’inde bizi bekleyen sadık okurlarımız. Yeni okurların sitede kalma oranı da yüzde 33, geriye kalanlar, girip çıkanlar. 42 ilimizden ziyaretçi geliyor. Çoğunluğu İstanbul, Ankara ve İzmir’den geliyor. Ama Anadolu’nun doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine okunuyoruz. Dünyadan da sitemize ziyaretler oluyor. Bunların çoğunluğunun sitede kalma oranları çok düşük… Günlük 50 ziyaretçi okuyor sayfalarımızı. Derginin yayına girdiği ayın 1’i ve 15’inde bu sayı 100’ü aşıyor.
Henüz özlediğimiz yerin gerisindeysek de inanç ve bilincimizin yorulmaz bileşkesiyle yolumuza devam edeceğiz özlediğimiz şafaklara varıncaya dek. Bağımsız, özgür ve gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan ekmek ve gül günlerini getirecek yılların yolunu açmak için…
EMEĞİN SANATI
BU SAYININ SAVSÖZÜ
Öyle bir noktaya geldik ki, artık sanat sanat olmamaya yönelmeli, bu da şimdi yürürlükte olan estetik anlayışlardan kaçınmakla mümkün olacağına göre sanatın değillemesi (şimdiki sanat sanatın simülakrı/taklidi daha çok) olmalı. Şimdi postmodern sanat diyorlar, işte sanat postmodern olmayı reddedecek, sanat işi olmayı reddedip yeniden hâleli sanat eseri olmanın yollarını arayacak. (Buna benim önerim sanatın kurguyu bir kenara def edip, samimiyeti, kendiliğindenliği, bugünün sanatsal uygarlığına karşı barbarlığın yani henüz uygarlığa dahil olmamış olanın ilkelliğine yönelmesidir. Samimiyet ilkeldir, canlı kanlıdır; kurgu uygarlıktır, hesaba kitaba dayanır, bu yüzden de manipüle edilebilir. Manipüle edilemeyecek tek şey samimiyettir, manipüle edilmeye çalışıldığında yine de samimiliğinden hiçbir şey kaybetmez.) OSMAN ÇAKMAKÇI
YAŞAM VE SANATTA
15 GÜNÜN İZDÜŞÜMÜ
SANATTA YAPRAK DÖKÜMÜYLE BİTTİ 2010!...
2009’un son 15 günü içinde art arda gelen sanatçı ve aydınlarının ölüm haberleri, sanatseverleri üzdü.
Ali Taygun

Tiyatro sanatçısı, yürekli bir barış savaşçıı Ali Taygun’u 16 Aralık’ta yitirdik.
12 Eylül darbesinde tiyatrodan uzaklaştırılan Ali Taygun, 1982 yılının Mayıs'ında açılan Barış Derneği Davası'nda Büyükelçi Mahmut Dikerdem, Eski Baro Başkanı Orhan Apaydın, Ressam Orhan Taylan, Dr. Erdal Atabek, Gazeteci Ali Sirmen, Dr. Gencay Şaylan, Şair-yazar Ataol Behramoğlu ve Eski İstanbul Belediye Başkanı Reha İsvan, Aziz Nesin, Rutkay Aziz, Genco Erkal, Jülide Gülizar, Tarık Akan, Vedat Türkali, Ertuğrul Günay ve Halit Çelenk gibi isimlerle birlikte 30 yıl hapis cezası istemiyle yargılandı. 12 Eylül döneminde “Barış Davası” nedeniyle gözaltına alınan ve tutuklanan sanatçı, 1989 yılında hakkındaki tüm davalardan beraat etti. Aynı yıl Helsinki Watch adlı kuruluş tarafından onurlandırılan dünyanın önde gelen 10 insan hakları gözlemcisi arasında yer alan Taygun, Danimarka'daki PL Vakfının ödülünü Amnesty International ile paylaştı. Yargılandığı suçlardan aklanmasının ardından Şehir Tiyatrolarına dönen ve 1993'ten bu yana TV yapımcılığı da yapan Taygun, başta Shakespeare olmak üzere İngilizce'den birçok oyun çevirdi, uyarlamalar yaptı ve “Masal Bahçesi” adlı bir oyun yazdı. Sanatçının 1977'den bu yana birçok gazete ve dergide tiyatro, seyirlik sanatlar, estetik, felsefe ve siyaset konularında yazı ve makaleleri yayınlandı.
Ali Taygun'un Barış Derneği Davası'nda yaptığı savunma, hem cuntaya kafa tutuş, hem de bir derstir. Mahkemede, Ali Taygun’la ilgili ilginç bir anekdot anlatılıyor:
"Dinleyici sıraları tıklım tıklım. Hakim, sanık olarak önüne getirilen herkesi suçlu bulmakla tanınan Atilla Ülkü. Hakim Ülkü’nün bir saplantısı var. Saplantısı da şu: “Bu Barış Derneği’nin arkasında bir örgüt var. Ve bu örgütün arkasında da Sovyetler Birliği var.” Ülkü, tüm sanıklara aynı soruyu soruyor: “Seni örgüte kim soktu ve kimin telkinleriyle bu örgüte girdin.” Sanıklar da genellikle, “Kimsenin telkiniyle girmedim. Barışı savunduğum, savaşa karşı olduğum için bu derneğe girdim “ diye yanıtlıyor bu soruyu. Savunma sırası sanatçı Ali Taygun’a geldiğinde,.Hakim Atilla Ülkü sorusunu tekrarladı:“Sen Barış Derneği üyesiymişsin. Bu komünist bir örgüttür. Seni bu örgüte kim soktu?”
Ali Taygun, şöyle bir salona bakındı ve “Evet, şimdi huzurunuzda bugüne kadar söylemediğim bir şeyi itiraf edeceğim” dedi. Salonda herkes şaşkın birbirine baktı. Tüm sesler kesildi. Taygun devam etti: ““Beni Barış Derneği’ne girmeye ikna değil, icbar (mecbur) ettiler. Beni bu derneğe üye olmaya icbar eden kişi de şu anda salonda,” Herkes nefesini tutmuştu. Salonda sivrisinek uçsa, jet geçiyor sanılacak kadar bir sessizlik hakimdi. Avukatlar da, izleyiciler de merakla bekliyordu. Hakim Ülkü, biraz daha öne doğru eğildi, kulaklarını dikti. İçten içe, “işte nihayet buldum” sevincini taşıyordu.Taygun, kolunu uzatıp salonun ortasında bir yeri işaret etti. Sözlerini kararlı bir şekilde sürdürdü: “İşte şurada. Beni bu örgüte üye olmaya zorlayan kişi şurada oturuyor.” Hakim Ülkü de dahil, herkes salonun orta yerinde dikkat kesilmişti. Salonun orta yerindekiler birbirlerine bakıyordu şaşkınlıkla. Ali Taygun devam etti: “Orada oturan kişinin adı Ceren.Yaşı da sekiz. Benim kızım. Yeni bir savaş çıkmasın, savaşlarda kavrulmayalım diye beni bu derneğe üye olmaya mecbur tutan kişi işte o. “ Atilla Ülkü’nün suratı allak bullak olmuştu. Sinirli bir sesle “Yaz kızım” diye katibe seslendi: “Beni örgüte kızım Ceren soktu.”
Zeki Ökten

Türk sinemasının gelişim sürecinde önemli kilometre taşlarından biri olan ve çok sayıda ödülü bulunan ünlü yönetmen Zeki Ökten 68 yaşında 19 Aralık’ta aramızdan ayrıldı
Türk sinemasında yoksulluk olgusunun üzerinde en fazla duran yönetmen olarak tanınan Ökten, filmlerde anlattığı gibi bir ailenin oğlu olarak İstanbul’da doğdu. 1961 yılında Nişan Hançer’in yönetmenliğini yaptığı ‘Acı Zeytin’ adlı filmle sinema dünyasına adım attı. Yeşilçam’ın ünlü yönetmenlerinin yanında asistan olarak çalıştı. 1963’te ilk filmi ‘Ölüm Pazarı’nı çekti. Osman Seden, Ömer Lütfü Akad, Metin Erksan, Memduh Ün, Halit Refiğ ve Atıf Yılmaz’dan sonra gelen ikinci yeni kuşak sinemacılar arasında yerini aldı. Yılmaz
Güney’in senaryosunu yazdığı ‘Sürü’ filmi ile “yeni sinema”nın öncülerinden oldu. Filmleri arasında ‘Hanzo’ (1975), ‘Kapıcılar Kralı’ (1976), ‘Çöpçüler Kralı’ (1977), ‘Sürü’(1978), Düşman’(1979), ‘Ses’(1986), ‘Güle Güle’ (1999), ve ‘Çinliler Geliyor’ (2006) sayılabilir. Ökten, ulusal ve uluslararası yarışmalarda da birçok ödül aldı.
Birilerinin yönettiği oyunlarda seyirci, bazen de, kazara oyuncu oluyoruz. Ama olup bitenleri pek kurcalamıyoruz. Böyle olunca da, bize dayatılanları alıp uygulamaktan başka çare kalmıyor. Ama insan, bana göre çok yetenekli bir canlı. Yani işte, ara sıra da olsa hayır" demesini biliyor. eh, her zaman "evet" diyen birisi, günün birinde kalkar da "hayır" derse, karşısındaki kim olursa çileden çıkar. Çünkü karşısındaki, hep "evet"i duymaya alışmıştır. Baskı ya da işkence motifi, sanıyorum hep bu noktalarda karşımıza çıkıyor. adam karısını yönetmeye alışmışsa, karısı "biraz da ben konuşayım" dediğinde çileden çıkar. asıl sorun, birilerinin hep yönetme, birilerinin de hep yönetilme alışkanlığını kırmakta.
(Düşün,Aralık 86, Orhan Alkaya'nın Zeki Ökten'le yaptığı söyleşiden.)
Selma Ağabeyoğlu

Yaşamında ve şiirlerinde, emekçilerden, ezilenlerden taraf olan şair, yazar Selma Ağabeyoğlu 18 Aralık’ta sonsuzluğa göçtü.
Evrensel gazetesinde uzun bir dönem köşe yazarlığı yapan Ağabeyoğlu, sanata olan ilgisini toplumsal duruşuyla birleştirmiş bir şairdi. Ankaralı Aydın ve Sanatçılar Girişimi`nin bir üyesi olarak F Tipi Cezaevleri`ne, işkenceye karşı da demokrasi mücadelesinin ön saflarında yer alan Ağabeyoğlu, Şiirlerinde kadın ve anne duyarlığını öne çıkararak, toplum sorunlarına olan ilgisini de kendine özgü duyarlılığıyla eserlerinden eksik etmedi. Haksızlıklara isyan edişi ve sorgulamasına tanık olunan şiirlerinde, Ağabeyoğlu, değişmesini arzuladığı dünya için yazdı şiirlerini.
1994`te yayınlanan ilk şiir kitabı `İnsanı Ararken Ağlayacaksın`la, Salih Bilgin Şiir Yarışması`nda ve 1999`da Yeni Gün (Almanya) gazetesi yarışmalarında ikincilik ödülünü aldı. 1996`da ikinci şiir kitabı `Bütün Fotoğraflarım Siyah Çıkıyor`u okura sunan Ağabeyoğlu, üçüncü şiir kitabı `Gecikmiş Bir Çocuk` (2000) ile Türk Tabipler Birliği Behçet Aysan Şiir Yarışması`nda `Övgüye Değer Şiir` ödülünü aldı. Aynı kitapla 2003`te Karşıyaka Belediyesi Homeros Şiir Yarışması`nda Jüri Özel Ödülü`nü de aldı. `Ömrüm Yeni Baştan` (2003) ve `Beni Senden Sorarlar` (2007) isimli iki şiir kitabını da yayınlayan Ağabeyoğlu, gazetemizde yayınlanmış köşe yazılarından oluşan `Hep Aklımda Kaldı` isimli denemesini ise 2004`te okuyuculara sundu.
Şiir anlayışını şu sözlerle vurguluyordu: “Şiirimi inceliklerle, imgelerle kurarken estetik kaygılarımdan ödünsüz yazmaya çalışırken, onu besleyen kaynaklara gözlerimi kapatıp, kulaklarımı tıkarsam namuslu ve onurlu bir yazar olmanın vicdani esaplaşmasında başımı yere eğmek istemiyorum gibi ahlak penceresinden de bakmam çok doğaldır...”
Selma Ağabeyoğlu’nu, “Gittin” şiirinden dizeleriyle uğurluyoruz:
“Çığlık, deprem; cinnet: biraz durun
Ah çarpan bir yüreğin gezgin acıları
Usta alıcı-toy satıcı
Koşturuyor şimdi atını kavuşmalara
Bıçağın ucunda bilenirken hayat ” (EVRENSEL)
TEMEL DEMİRER’E ULUSLAR ARASI DESTEK KAMPANYASI…

Munzur Festivali’nde yaptığı bir konuşma nedeniyle mahkum edilen, ayrıca Hrant Dink'in ölümünden sonra yaptığı bir konuşma dolayısıyla yargılanmakta olan yazar Temel Demirer'e Arjantin ve Yunanistan'dan destek geldi.
Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Tunceli Munzur Festivali’nde yaptığı bir konuşmada, o sıalarda Tunceli’nin Ovacık İlçesi kırsalında düzenlenen operasyonda katledilen 17 MKP/HKO gerillasından Ökkeş Karaoğlu'nu övdüğü iddiasıyla Demirer'i beş ay hapse mahkum etmişti. Demirer, Hrant Dink’in katlitinden bir gün sonra Ankara Yüksel Caddesi'nde yaptığı basın açıklamasında "Hrant Dink, sadece Ermeni olduğu için değil Soykırımı tanıdığı için katledildi" dediği için TCK'nın 301. maddesinden halen yargılanıyor.
Arjantin'in federal ve eyalet düzeyinde birçok sol milletvekili, Mayıs Meydanı Anneleri örgütünün yöneticileri, sendikacıları, işsizler hareketi (piqueteros) temsilcileri, öğretim üyeleri ve en önemli sosyalist partileri olarak PO, PTS, MST, PCR, Autodeterminacion y Libertad'ın temsilcileri Jorge Altamira, Luis Zamora, Patricia Walsh, Liliana Parada, Jorge Cardelli ve Laura Ginsberg dahil 51 kişi, "Demirer'e yönelik suçlamalar geri çekilsin!" diyerek, Demirer ile dayanışma içerisinde olduklarını bildirdi.
Yunanistan'dan ise başta Kamu Emekçileri Ulusal Konfederasyonu, Öğretmenler Sendikası ve Kâğıt ve Basın İşçileri Sendikası olmak üzere, bir dizi sendikanın yöneticisi ile Savas Mihail-Matsas ve Katerina Matsa gibi solcu aydınların da arasında bulunduğu 15 kişi Demirer'e destek verdi.
Demirer ile dayanışma metnine imza atanlar, mahkumiyet kararı kınadılar ve yazara yönelik tüm suçlamaların geri çekilmesini ve şartsız olarak beraat ettirilmesini talep ettiler. Temel Demirer'le dayanışmak için Türkiye’de de bir imza kampanyası başlatıldı. http://temeldemirer.blogspot.com/ adresinde açılan formu dolduranlar, Temel Demirer’le dayanışmak amacıyla duygu ve düşüncelerini belirttiler. Kampanya hâlâ devam etmekte...
15. BEHÇET AYSAN ŞİİR ÖDÜLÜ’NÜN SAHİPLERİ BELLİ OLDU…
Türk Tabipleri Birliği’nin şair Dr. Behçet Aysan anısına bu yıl on beşincisini düzenlediği Behçet Aysan Şiir Ödülü’ne, Erol Özyiğit’in “Huy Defteri” ve Selami Karabulut’un “Yarım Kalan” adlı eserleri değer bulundu.
Behçet Aysan Şiir Ödülü Seçici Kurulu 24 Aralık 2009 günü saat 15.00’de Türk Tabipleri Birliği’nde toplandı.Toplantıya Emin Özdemir, Ahmet Telli, Doğan Hızlan ve Ali Cengizkan katıldı. Seçici Kurul üyeleri Ataol Behramoğlu, Cevat Çapan görüşlerini mektupla, Arif Damar ise telefonla bildirdi.
Yapılan değerlendirmede TTB Behçet Aysan 2009 yılı ödülü “bireyin trajiğini sözcük seçimi ve mitsel söyleyişleri ile derinleştiren” bir şair olarak Erol Özyiğit’in “Huy Defteri” adlı kitabına ve “yaşamdaki incelikleri derin biçimde okuyarak katılıcı izlenimlere dönüştüren” Selami Karabulut’un “Yarım Kalan” adlı dosyasına oy birliği ile verildi.
Behçet Aysan Şiir Ödül Töreni, Türk Tabipleri Birliği’nce daha sonra açıklanacak bir tarihte, Ocak ayı içinde Ankara’da gerçekleştirilecek.
ABDULLAH BAŞTÜRK 7. İŞÇİ EDEBİYATI YARIŞMASI SONUÇLANDI

2009’da üç dalda verilen 7. Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı ödüllerini kazananlar açıklandı. Arif Berberoğlu, “Zincir İzleri” eseriyle şiir dalında; Vecdi Çıracıoğlu, “Gladyatör - Metin Kurt” eseriyle yaşamöyküsü dalında; Celal İlhan, “Grevden Dönenin!..” adlı anı eseriyle birinci oldular.
Baştürk Ailesi, DİSK/Genel-İş Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği tarafından düzenlenen yarışmanın seçiciler kurulunda; Remzi İnanç, Özgen Seçkin, Vecihi Timuroğlu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol yer aldı.
Ödül töreni, Çankaya Belediye Çağdaş Sanatlar Merkezinde, 4 Ocak pazartesi günü saat 16.00’da başlayacak. Ödül töreninde, 16.00 – 17.45 saatleri arasında “Taşeron Firmaları Ve İşçiler” konulu bir açıkoturum düzenlenecek. 18.00 – 20.00 saatleri arasında ödül töreni gerçekleştirilecek.
MERSİN EDEBİYAT ÖDÜLÜ OSMAN ŞAHİN’E VERİLDİ…
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) tarafından düzenlenen Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nün üçüncüsünü Osman Şahin kazandı. Bu ödülü 2007 yılında Nezihe Meriç, 2008 yılında Tahsin Yücel almıştı.
Seçici kurulunda Özdemir İnce, Dilek Doltaş, İpek Ongun, Hüseyin Ferhad ve Celâl Soycan’ın yer aldığı ödülün veriliş gerekçesi şöyle: “Toplumsal sorumluluk duygusunu tutkuyla yüklendiği öykü yazarlığında otantik bir Türkiye gerçekliği içinden evrensel gerçekliğe ulaştığı; açık ve aydınlık söyleyişiyle, törenin egzotik katmanlarını edebiyata açtığı; acı çekerek sevdiği güney/doğu insanımızı kendine özgü anlatım dehası, gerçekçi ve etkin bir edebiyat diliyle dramatize ettiği; Toroslar’ın bilinmeyen antik kentlerinin gizemli dünyasını epik, yalın ve masalsı bir söyleyişle çağdaş Türk edebiyatına taşıdığı; yurdunu yüreğinde taşıyan soy sanatçı kuşağının örnek bir temsilcisi olarak, Türkçenin bütün söyleyiş olanaklarını ulusal ve uluslararası edebiyat çevresine armağan ettiği ve ülkemizde edebiyat/sinema ilişkisindeki tarihsel sürecin en önemli yazarı olduğu için usta öykücü ve romancı Osman Şahin’i oybirliğiyle ödüle değer bulmuştur.”
Osman Şahin, daha önce de, “Kırmızı Yel” öykü kitabıyla 1971 TRT Büyük Öykü Ödülü, 1 “Ağız İçinde Dil Gibi” kitabıyla 1980 Nevzat Üstün Öykü Ödülü, İsveççeye çevrilen “Den Röda Vinden” kitabıyla 1992 Stockholm International Humanizm Ödülü, “Selam Ateşleri” kitabıyla 1994 Sait Faik Öykü Ödülü, “Mahşer” kitabıyla 1998 Yunus Nadi Öykü Ödülü, 1999 Antalya Film Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü, “Ölüm Oyunları” kitabıyla 2003 Yunus Nadi Öykü Ödülü, 2007 Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü gibi ödüller kazanmıştı.
METİN ALTIOK 2010 ŞİİR ÖDÜLÜ KOŞULLARI AÇIKLANDI…

Kırmızı Yayınları tarafından düzenlenen Metin Altıok şiir ödülüne her yıl 1 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında ilk baskısı yayımlanmış şiir kitapları ya da bir şairin ilk baskısı yapılan toplu şiirleri kitap olarak katılabilecek. Ödül için adaylar kendileri başvuracakları gibi yayınevi, dernek, üniversite vb. kurum ve kuruluşlar ve seçici kurul üyeleri tarafından da önerilebilecek. İster kendi başvursun, ister diğer yollardan aday gösterilen katılımcılardan ödüle katılmayı kabul ettiklerini belirten imzalı bir onay belgesi istenecek. Kitapların yayın tarihlerini izleyen yılın 15 Şubat gününe kadar ödül yazmanlığına sekiz adet olmak üzere teslim edilmiş olmaları gerekmekte. Ödül paylaştırılmayarak, tek kitaba verilecek
Ödül tutarı 5.000 TL olarak saptandı. Kazanana ayrıca ödülü simgeleyen bir heykelcik Verilecek. Ödül Metin Altıok'un doğum günü olan 14 Mart'ı takip eden günler içinde belirlenecek bir günde törenle verilecek.
Ödülün seçici kurulunda; Gülten Akın, Füsun Akatlı, Doğan Hızlan, Talât Sait Halman, Ülkü Tamer, Eray Canberk ve Enver Ercan yer almakta.
Başvuru adresi: Kırmızı Yayınları, Refik Saydam Caddesi No:41Tepebaşı Beyoğlu İstanbul Tel: 0212 253 53 25 www.kirmiziyayinlari.com
2010 ARKADAŞ Z .ÖZGER ŞİİR ÖDÜLÜ…
Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nün, onbeşincisi veriliyor. Bugüne kadar şiir kitabı yayımlanmamış şairlerin aday olabilecekleri Ödül için son başvuru tarihi 15 Mart 2010.
Adayların; kitap bütünlüğü taşıyan, basıma hazır şiirlerinden oluşturacakları, adres, telefon ve özgeçmişlerini de içeren 6 adet dosyayı; Mayıs Yayınları’nın Sakarya Cad. Özkanlar 35 Apt. A Blok, No: 36 / 20, Manavkuyu, Bayraklı – İzmir adresindeki Ödül sekreterliğine, APS, kargo ya da taahhütlü posta ile göndermeleri veya elden teslim etmeleri gerekiyor.
Mayıs Yayınları yetkilileri, Ödül alacak dosyayı 2010 yılı içinde, telif karşılığını ödeyerek kitap halinde yayımlayacaklarını açıkladılar. Özger’in ölümünün 37. yıldönümünde, 8 Mayıs 2010 tarihinde verilecek Ödülün seçici kurulu Sina Akyol, Orhan Alkaya, Suat Çelebi, Haydar Ergülen ve Nurullah Kuzu’dan oluşuyor.
Ayrıntılı bilgi : 0.232.348 71 91 – 92 www.mayisyayinlari.com
NECATİGİL ŞİİR ÖDÜLÜ ESERLERİ BEKLİYOR…

1979 yılında yitirdiğimiz şair Behçet Necatigil anısına ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü, 2010 yılında da şairin doğum günü olan 16 Nisan tarihinde verilecek. Ödüle, Mart 2009 ile Şubat 2010 tarihleri arasında yayımlanan şiir kitapları aday olabilir. Seçiciler kurulu; Füsun Akatlı, Prof. Cevat Çapan, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan, Mehmet Taner, Prof. Tahsin Yücel ve Necatigil ailesinin bir temsilcisinden oluşuyor.
Katılmak isteyen adayların 15 Mart 2010 tarihine kadar sekiz adet kitabı, kısa özgeçmişleri, telefon numaraları ve adresleri ile birlikte,“Necatigil Şiir Ödülü Seçiciler Kurulu Sekreterliği, P.K. 109, 34349 Beşiktaş – İstanbul” adresine göndermeleri gerekmekte. Ödül tutarı, 2.000,TL olarak belirlenDİ. İletişim: (0212) 293 06 65 (Telefon ve faks) http://www.necatigil.com
Ödülün amacı, Necatigil ailesi tarafından şu şekilde açıklandı: “Şiir, Behçet Necatigil’in yaşamında çok büyük bir yer tutuyordu, belki de onun için en önemli olguydu. Necatigil Şiir Ödülünün oluşturulmasındaki ana düşünce, onun şiire verdiği önemi, ölümünden sonra da, onun adına sürdürmek isteği oldu. Ayrıca Behçet Necatigil’in adı, ardında bıraktığı yapıtların yanı sıra bu ödülle de yaşatılmak istendi.”
ORHAN VELİ ADINA ÖDÜL DÜZENLENDİ
Gemlik Belediyesi, Gemlik’in tanıtımında büyük katkısı olan, şiire Orhan Veli Kanık’a vefa borcunu ödemek ve anısını yaşatmak için adına şiir yarışması düzenledi.
Orhan Veli Kanık Şiir Ödülünün amacı, “şiir alanında biçim ve biçem olarak farklılık yaratan genç şairlerin çalışmalarını desteklemek, yüreklendirmek ve başarılarını ödüllendirmek” olarak saptandı.
Yarışmaya 31 Mart 1975 ve sonrası doğan şairler, 1 Mart 2009 - 1 Mart 2010 tarihleri arasında yayımlanan şiir kitapları ile basılmamış, ancak kitap bütünlüğü taşıyan dosyaları ile katılabilir. Yarışmaya katılım tarihi, 1 Ocak 2010’da başlar, son katılım tarihi 1 Mart 2010’dur.
Yarışmanın seçiciler kurulu; Ataol BEHRAMOĞLU, Şeref BİLSEL, Veysel ÇOLAK, Fikret ÇOLAKOĞLU (Gemlik Belediyesi’ni adına), Emre GÜMÜŞDOĞAN, Ayten MUTLU, İhsan ÜREN’den oluşmaktadır Sonucun açıklanması: Birinci olan yapıt ve yazarı 31 Mart
Yarışmaya katılmak için, şairin adı, açık adresi ve kısa yaşam öyküsüyle birlikte 7 adet kitap ya da 7 kopya dosyasını “Fikret Çolakoğlu, Gemlik Belediyesi Milli Eğitim Kültür ve Spor Komisyonu Başkanı 16600 GEMLİK” adresine gönderilecektir.
EDEBİYAT İMECESİNDE YENİ BİR DERGİ DAHA:YOKUŞ…
2010’la birlikte Yavuz Yavuzer’in yönetiminde yeni bir dergi daha edebiyat imecesine katılıyor.
YOKUŞ tarafından dergiyle ilgili olarak şu açıklamalara yer verildi:
“Gelecek, geçmişin birikimleri ve vazgeçilmez değerleriyle kazanılır. Bu anlayışla yola çıkarak, edebiyat dünyasındaki yerimizi almak istiyoruz. Farkında olduğumuz bir gerçek var ki, çıkılan bu yol çile dolu. İsmimizi de buradan alıyoruz, aynı zamanda cesaretimizi de. İlk zamanlar yorucu olacak, soluklanmak isteyeceğiz ama kısa bir zaman sonra keyif almaya başlayacağız yaşantımızdan. Çünkü biz edebiyatı; çilesiyle, kahrı ve zorluklarıyla sevdik.
Bu çok önemli yolculukta üstlendiğimiz görev, her zaman "insancıl" ürünler sergilemek olacaktır. İnsan odaklı olmayan bir edebiyata inanmıyoruz çünkü. Bunun yanında, bir diğer önemli sorumluluğumuz da "genç yazar ve şairler" için ayıracağımız sayfalarımız olacaktır. İlk sayımızdan itibaren; öykü, deneme ve şiirleriyle bize uğrayan "genç takipçilerimiz" için yönlendirici olmakla birlikte, onlara değer verdiğimizi her fırsatta hissettireceğiz.
Her sayı için özenle hazırlayacağımız dosyalarla, okuru da bilinçlendirecek bir merkez haline gelmeyi amaçlıyoruz. Kısacası "okur ve yazar"ın, "genç ve deneyimli" isimlerin bir arada olabileceği bir ortam hazırlamak için varız ve bunu gerçekleştireceğimizden de en ufak bir şüphe duymuyoruz.”
İlk sayımız, Ocak 2010'da. YOKUŞ'u birlikte çıkmak dileğiyle.”
CEMAL SÜREYA ŞİİRLERİNDE SOLUK ALIYOR

İkinci yeni şiirinin en önemli adlarından olan Cemal Süreya’yı 9 Ocak 1990’da yitirmiştik. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı,yoğun, diri imgeleriyle şiirimize yeni soluk aldıran bir şairdi Cemal Süreya. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullandı. Şiiri bütün fazlalıklardan kurtararak, aklın özgürlüğünden ne güzellikler doğabileceğini göstermeyi amaçladı.
Bu özellikleriyle bireysel bir “kaçış” şairi olarak görülse de, şiir duyarlığımıza kattığı tatlarla ve şiir dışındaki toplumsal duruşuyla bizim için önem taşımaktadır. Cemal Süreya’yı iyi tanınmak için yaşamına göz atmak gerekir.
Cemal Süreya, sürgünün acı tadını çocukluğunda tatmıştır. Bir gece yarısı ailesiyle birlikte Bilecik tren istasyonuna indirilmişti. Nereye gideceklerini bilmeden vagonlara yüklenmişlerdi. Çaresizdiler. Bilecikliler onlara sahip çıktılar. Yemekler getirdiler. 20 yıl Bilecik dışına çıkmaları yasaktı. Annesini bu ilk sürgün günlerinde yitirdi. Okumak istiyordu. Babası da kız kardeşlerini alarak İstanbul’a çalışmaya geldi. “Sürgün” kararı peşlerindeydi. Evleri polis tarafından basıldı. Dönemin işkenceleriyle ünlü İstanbul’un Sansaryan Hanı’nda gözaltına alınıp ailecek yeniden “paket halinde” Bilecik’e geri gönderildiler. Cemal Süreya, henüz 11 yaşındaydı.
Şöyle anlatır sürgün olmanın acısını, şiirindeki yerini: “Gülümsemeyle hüzün yan yana gider benim şiirimde. Özgürlük ve kendine güven durumu beni hep lirizme, sıkıntı ve bunalım ise hep humor’a atmış. “ Ölümü de humour’la tiye almıştı şair: “Ölüyorum tanrım/Bu da oldu işte/Her ölüm erken ölümdür/Biliyorum tanrım/Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/Fena değildir./Üstü kalsın...”
Kendi anadili serüvenine iki defa soyunur Süreya. İlkinde 12 eylul gelir, ikincisinde ölüm. İnsanın anadilini bilememesine acı sayıklamalarıyla anadili acısını içinde taşıyarak ölür. Gercek yaşamında kürtlüğünü ön plana alacaktır. Bazil Nikitin'in “Kürtler” adlı kitabını Türkçe’ye çevirir. Her yerde kürt ve sürgün olduğunu anımsatacak, oğlunun nüfus kaydında adı ''memo'' olarak yazılan tek kürt olmasıyla övünecektir.
Şairi, günümüzü yansıtan şiirinden bir bölümle selamlıyoruz:
15. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ONAT KUTLAR,
YAPITLARIYLA ARAMIZDA HÂLÂ …

11 Ocak 1995’te yitirdiğimiz Onat Kutlar'ı; kendi kültürüne,dünya uygarlığına katkı yapmış, çok satmak ve izlenmek üzerinden oluşturulmaya çalışılan yeni değerler sistemini temelden eleştiren bu sanat ve düşün adamını ölümünün 15. yılında bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyoruz.
Bir yaşam boyu, yılmadan, yabancılaşmadan edebiyatın hemen her alanında birbirinden nitelikli ürünler verdi Onat Kutlar. Şiir, öykü, sinema, deneme alanlarında günümüzde önemi giderek artan yapıtlar üretti. Her yapıtında, savunduğu insanlığın yok edilemeyen kültür birikimine dayandı. Kendi kültürüne, dünya uygarlığına katkı yapmış aydın, sanatçı, bilim adamlarına sırtını dönüp yaygınlık, çok satmak ve izlenmek üzerinden oluşturulmaya çalışılan yeni değerler sistemini temelden eleştirdi. Anadolu insanına bakışı o imbikten süzülen ince duyarlılıklarının ve algılarının ürünüdür. Popüler ve yaygın olana itirazı, tekelleşmeyi reddetme, emperyalizmin kültürsüzleştirme ve tek tipleştirme operasyonuna bir karşı çıkış niteliğindedir.
Bu değerli kültür adamı, bütün ömrünü sahteliklere, ikiyüzlülüklere, halkı kültürsüzleştirici, ortalama beğeniye hapseden tekelli medyaya karşı çıkmaya adamıştı. Ne yazık tekelli düzenin ve yarattığı insanın en tiksindirici ürünlerinden terör bu yetişmesi güç aydını çok zamansız şekilde bizden alır. Son yazılarından birinde "Herkesin kaybettiği tek oyundur terör, korkunç bir oyundur. Evet her öldürülenle bir evren yok edilir." derken ne yazık ki kendi ölümünü de yazar sanki.
Kategori: (Haberler) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı | Etiketler : sanat,edebiyat,haber,anma,duyuru


















































3. Çukurova Sanat Günleri kapsamında düzenlenen 4. Uluslararası Antakya Kültür Sanat ve Edebiyat Günleri etkinliklerinde, yazarların katıldığı söyleşide, Türkiye'de iyi kitap okunduğu belirtilerek, “Türkiye'de kitap okunmuyor” yanlışının düzeltilmesi istendi. 




