01 09 2011

EMEĞİN SANATI E-DERGİ TAŞINDI

YENİ ADRESE GİTMEK İÇİN RESMİN ÜZERİNİ TIKLAYABİLİRSİNİZ   101. SAYIMIZDAN   İTİBAREN   http://emeginsanati.blogspot.com/   ADRESİNE TAŞINDIK...     YENİ ADRESİMİZDE   YAYINIMIZA DEVAM   EDİYORUZ...   TÜM EMEĞİN SANATI   DOSTLARINI   YENİ ADRESİMİZE   BEKLİYORUZ:   http://emeginsanati.blogspot.com/ . ... Devamı

01 08 2011

EMEĞİN SANATI'NDAN 100. MERHABA

Merhaba Emeğin Sanatı Grubunu 7 yıl önce sanat, edebiyat ve şiirde ortak duyarlığı taşıdığımız, aynı toplumsal bilince sahip olduğumuz dostlarımızla antoloji.com sitesi içinde kurmuştuk. Grup, bir süre sonra tartışmalar ve gençlerin gelişimine yönelik paylaşımlarla giderek okul işlevi görmeye başlamıştı. Her konuda aynı mı düşünüyorduk? Hayır! Elbette, kendi düşüncemize özgü farklılıklarımız vardı. Ama bu farklılıklar, bizi birbirimizden uzaklaştırıcı değil, yakınlaştırıcıydı. Her türden ürünler, grupta yayınlanıyor, üzerinde konuşuluyordu. Burada, daha geniş kitlelere yönelik bir yayın ihtiyacı öne çıkmaya başlamıştı. Hemen hepimiz, dar gelirli kesimlerden geldiğimizden bir derginin külfetini karşılayacak maddî gücümüz yoktu. Bu konu üzerinde düşünce alışverişi yaparken, bloglar imdadımıza yetişti. Emeğin Sanatı’nda göğeren ortamı bloglar aracılığıyla kitlelere daha çabuk ulaştırabilirdik. O yıllarda, ben de dahil olmak üzere web bilgimiz sınırlı olduğundan bağımsız bir site yerine bloglar üzerinden bir yayın yapmanın gerekliliği düşünüldü. İnternet üzerinden güncelliği korumak üzere 15 günlük periyotla yayına başladık. 5 Aralık 2006’da blogcu.com üzerinden EMEĞİN SANATI E-DERGİ’yi yayına koyduk. İlk başlardaki amatörlüğümüz ve acemiliğimizi görmek isteyen dostlar, ilk 50 sayımızı yayınladığımız http://emeginsanati.blogcu.com’un arşivinden bakabilirler. İkinci 50 sayımızı, yine aynı blog üzerinden yayınlamaya başladık: http://emeginsanati2.blogcu.com/ Bu aşamada, web konusunda deneyimli dostlardan aldığımız destekle biraz daha yetkin olma çabamızı öne çıkarmaya başladık. Bu süreç içinde, sadece 2009 Eylül-Ekim sayılarımızı ... Devamı

01 08 2011

ÖZLEM KESKİN:Armut

                                                                                        (Memleketimin ekmeğin ardına düşmüş tertemiz delikanlılarına sevgiyle)   Yok, dedi. Benzemiyor. Armut böyle olmaz. Armudun bu kadar sarısı, bu kadar büyüğü olmaz bizim köyde. Bu denli büyür mü armut, bu denli gelişir mi? Böyle deli sararır mı?   Olmuş işte, büyümüş. Toplamış adamlar. Toplayıp, koca bir tabakla buraya koymuşlar. Gelen müşterilerin iştahını kabartmakla da görevlendirmişler.   Ne biçim suludur şimdi bu, inceciktir kabuğu. Büyücek bir parça sıkışır ağzına ısırınca. İki döndürmede eriyip, hemencecik iniverir mideye. Sade kokusu kalır damağında; armut armut…   Günlerdir yitirmedi tazeliğini. Hiçbir şey kaybetmedi renginden. Tabaktaki öteki meyveler de güzel, onlar da büyük ama armut… İlle de armut. Yanından her geçtiğinde; kabardıkça kabarıyor, ısrarla kendini göstermeye çalışıyor, sanki arkasından “Al beni.” diye bağırıyordu armut. —Al beni!   Ne olurdu alsa, o koca armudu bir çırpıda yutuverse…   Ne olacak; kızarlardı. Ağzına her bulduğunu atıvermek yasaktı. Yemek; yemek saatlerinde yenecekti. Ve ancak çalışanlar için hazırlanan yemekler yenebilirdi. Bu; işe başladığı gün belletilmişti. Bir hafta oluyordu başla... Devamı

01 08 2011

ADNAN DURMAZ:Bende Kalan Gözlerin Kalbimin Pusulası

    akşamın pembe avuçlarında sarı bir yaprak imlası bozulmuş bir dağın söylediğidir kıracın bağrında toz burgaçları arının pürene söylediğidir böyle kent ulumaları içinde sevmek acının sırtlan dişleri arasında gecenin kalbinde sancırken yıldızlar en kepir yerinden bozlaklar akıtmak bozkırın vurulmuş av solumaları içinde sevmek kekre bir bulutun söylediğidir omzumda sabırdan dokunmuş heybem ayrılık nakışlanmış ipliği gönül yaşından taş kale yüreklerin kapısından geçmişim susuşun taş kesilmiş çığlıklarından kirpiğimde kalan nem gecenin ürkünç uçurumlarından bir ay devridi ki hele kır bir kısrak gibi köpük köpüğe hoyrat ve kırlıyım bak da gör hele bana tanrısı olduğumu söyleyen ne kadınlar bıraktım ardımda selsele bitmez bir heyelanın tozlarına banmış saçlarım geçtiğim yerlerde koparttığım tufanda yurtsuz ve yabanlıktır yazgım her yerde ve zamanda yellerde savrulan dikenin söylediğidir bir hitit akşamında mil çekilmiş gözlerine gönlümün tam bin yıl söylendim asuri şarkılarda seni sevmek bilinmez denizlere yelken açmaktı odysseia’nin gemilerinde ömründe deniz görmemiş fyrigyalı bir köleden şakiler yaratan hasretin bir korsan gemisi gibi bela kasırgalarına sürmüş kalbimi içine dağların siluetini çizip hükümdarın ölüm fermanıydı uşşak-ı dil figar bir osmanlı akşamında sürgünlük yaftasıydı boynumda kolumda damgaydı alnımda kara yazgıydı recmdi kötü yola düşmüş bir istanbul’du seni sevmek geceyle şafağın öpüştüğü ışığın söylediğidir ömrümü ... Devamı

01 08 2011

MELİH COŞKUN: Cambaz}{ERCAN CENGIZ: Ve İşte

  CAMBAZ GÜRBÜZ DOĞAN EKŞİOĞLU   İncecik bir ipte yürür gibiyiz kardeşler Hani hoyrat bir rüzgar esse sevda yerimizden Devrilecek gibiyiz... Bir parça tebessüm saklıysa hala kıyısında dudaklarımızın Meyveye duracağını bildiğimiz bahar dalındandır... Ve ölüm, Şarjöre sürülmüş bir mermi gibi dayalıysa her an şakağımızda Sevdaya dair en güzel türküyü söylemenin vaktidir...   MELİH COŞKUN VE İŞTE gün bitti beş vakit namazdan sonra yine bastı karanlık yedik içtik beraber dua ettik o kadar tertemiz uzandık yatağa uyuduk da mışıl mışıl sağ omuzdan bir çift huri sarı saçlı, süt beyaz tenli ve gök mavisi gözlü gelip basmaz mı geceyi hep beraber eğlendik mi buluncaya sabahı cennet değilse bahçesi uykunun en güzel en diri yeri derken uyduk mu şeytana ve sonra uyandık ki melun melun huriler gitmiş çoktan ama yatak sımsıcak huri kokuyor hâlâ ve su, su buz gibi dışarıda kar lapa lapa odunla besledik mi ateşi biraz mahcup biraz neşeli ısıttık mı alev alev ve sonra zerzevatı yıkadık mı mecburen gün doğdu doğacak yine başlayacağız sıfırdan defetmeye günahı   ERCAN CENGİZ ... Devamı

01 08 2011

HALİL MANAP: Ateşin Öfkesi

    Yıldızlardan da çok korku salan Ateşin yüce öfkesi Korkudan bu sana dost görünen Kan emici... Mazlumların sinsi düşmanı Tanı... ..................... ..................... Unutma tarihte Halkları kurtuluşa götüren Zora neden olan zorudur düşmanın Zorudur özgürlüğü zincirleyen Damıtarak gözyaşlarımdan Kavgadan şiirler döktüren ben... Bilirim... Mor gülümün gonca memelerini İşkence tezgahlarına çivileyeni Düşman barbar... Talanla yaşayan... Yeryüzü iğrençliklerinin baş mimarı Asyada Afrikada Amerikada Tüm dünyada... Halkların yüreklerine saplı Hain bir hançer gibi kanlı... Kusar vahşetini Ustaca gizler Tilkidende tilki... Sıvazlayıp sırtını insanın İnsanla vuruşturan... ..................... ..................... Korkudan bu sana dost görünen düşman Ey ateşin yüce öfkesi Yüzyıllardır dostluğuna kandın Kaldırınca başını sopa yedin Kaldırdın başını... İndirdin başını... Kaldırdın... İndirdin... Kaç bin yıldır ateşlerde yandın ..................... ..................... Bu damarlara zehir zerkeden Beyinleri kuşatan Yüreğe nefret eken Dört koldan Dört yanına yozluklar nakşeden ..................... ..................... Görmüyormusun Toprağın gözlerinde acı damlalar Daha dinmemiş ağrı... Boynu bükük nergiz başkaldırmış Halkımın sızlayan kemiklerimden Buyruk ister... ..................... ..................... Bağrından fışkıran ateşlerin Ateş yüreğinde... Dağlar büyür... ..................... ..................... Büyür doruklardan düşen çığ gibi Kurtuluş umudu...   HALİL MANAP ... Devamı

01 08 2011

SEDAT AKINCI: Resim}{MEHMET GİRGİN:Dağ/ Ova/ Ben

  RESİM   Boyasam aldanmış duyguları Doğanın tüm renklerine, Bir resim çıkar ki ortaya, Utanıp bakamam göz bebeklerine.. Aramam fizikötesinde yaşamı Bir hiçlik bulacağımı bilirim Gerçeğe inat.Yoksa düşene gülmenin anlamında Belirirdi hayat.. Ahh, tükenmez gecelerin hain şairliği.. Bırakmaz yaşasın Uçurup körkaranlıkta baykuşunu Minerva'nın Saplar usunu sedaf kakmalı bir bıçak gibi Sorunlarına insanın.. İhanet mi öncedir özveriden Anamal mı emekten Yoksa nefret midir sevgiden önce gelen.. Madde mi önce gelir, önce gelen ruh mu Bu şiiri okuyanlar yanıtlayın sorumu....   SEDAT AKINCI DAĞ/ OVA/ BEN   Dağ. Seni sarabilir mi. Kan. Can ver. Tatlı deniz sesine. Evren. Verem eder. Otlar. Çocukluk. Çokluk. Tuz. Ova. Selin değdiği nokta. Tırpan. Keklik gibi kelimeler. Elim değmiyor. Kalbim kırık. Kal diyemiyorum. Dut ağacı. Ben. Nehir. Ağzımda gül ve şiir.   MEHMET GİRGİN ... Devamı

01 08 2011

VEDAT KOPARAN: Bir Şair Ölür

  RESİM: HASİBE AYTEN   Uzaktan sislerin ardından Kurtların çakalların Ulumalarıdır duyulan Boz bulanık sularda Avını sürer kan deryasında Bir yol ver ıslak ıslak Ağlayan ülkemin göz yaşlarıyla Bırak ben öpeyim Güneşe serili düşlerimle Bir çocuk Direnişin sancağında Al kızılı şafağa asılı Güneşe uzanır yeni gün adına Minik ellerinde tutar yaşamı Çocuk büyür Vurur devrimin satırını Hainin, işbirlikçinin, 'Ucube' sömürgeciliğin Yıkar pas tutan sultasını Gün olur sevdam gün olur Karda kardelenler Dağlarda gelincikler halay durur Karanfiller al kızıl açar Dile gelir kentler köyler Dağ taş haykırır Yok tek başımıza kurtuluş Ya hep ya hiç Savaşın son mermisinde Bir şair ölür Bir şiir kanar Al kana düşer maviler VEDAT KOPARAN Devamı

01 08 2011

SERDAL GÖÇMEN:Bir Şiir Seç Kendine}{AHMET YILMAZ TUNCER:Sabahına

  BİR ŞİİR SEÇ KENDİNE RESİM:OROZCO Bir şiir seç kendine içinde senler olsun dizeler umut koksun hüzün beslesin mısralar bir parantez aç kendine üçte nokta koy içine bir sevda bir bıçak bir yara virgüller anlam kazansın noktalar uzamasın bir şiir seç kendine başı bıçak sonu kanayan yara........   SERDAL GÖÇMEN SABAHINA   Bir gece daha aydınlanıyor Sabahına gülerek Goncayı sulayan damla çiğ tanesi Geziniyor ömrün yapraklarında İntikam yeminini Unutan geceler Kahpe yılanla dost olan Kurşunlara adres gösteren geceler Bir gece daha aydınlanıyor Sabahına gülerek Mahpusluk zor Zor sevda gibi Gönülde birkaç mavzerin türküsü Gecenin anlattıkları Kapı demir Ranza demir Bir ömür olmuş yaşananlar Bir dilim ekmeğe doğru İyiye güzele doğru açan güne Selam olsun bizden yana     AHMET YILMAZ TUNCER ... Devamı

01 08 2011

ADİL OKAY:SANAT - SANATÇI VE SPONSORLAR

  EN İYİ PATRON İFLAS ETMİŞ PATRONDUR YA DA SANAT - SANATÇI VE SPONSORLAR “Bir festivalde şiir okurken, türkü, şarkı söylerken, protest müzik yaparken, kafamızın üzerinden ışıktan yazılarla, etkinliğe sponsor olan patronların, şirketlerin adları geçiyor. Panellerin yapıldığı salonlara, toplumsal içerikli sloganlar yerine, sponsor olan firmaların pankartları, afişleri asılıyor. Okuduğumuz şiir, söylediğimiz marş, türkü, sunduğumuz tebliğ en hafif deyimle mundar oluyor…”   “Zalimin parasını alan, O’nun kılıcını çalar.”[1] Konuya, Filistin kamplarında tanıştığım, 68 kuşağından sendikacı Kazım Kırteke’nin sözüyle giriş yapmak istiyorum: “En iyi patron, ölü patrondur.” 15 yıl sürgün yaşantısından sonra Türkiye’ye dönerken elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz Kırteke’nin yukarıdaki sözünü; “En iyi patron, iflas etmiş  –mülksüzleştirilmiş -  patrondur” olarak da yorumlayabiliriz. Son nefesine kadar ilkeli bir sosyalist olarak yaşayan kadim dostum Kazım, büyük olasılıkla Proudhon’un “Mülkiyet hırsızlıktır”, Jean Léon Jaurès’in “Zenginlik suçtur” saptamalarına mizahla gönderme yapıyordu. Elbette burada ‘mülkiyet – zenginlik’ derken, üretim araçları üzerindeki haksız özel mülkiyetten söz ediyoruz. Suların, ormanların, fabrikaların, madenlerin özel mülkiyet haline getirilmesinden. Bir diğer deyişle doğanın ve insanlığın ortak üretiminin, çoğunluktan (ç)alınarak, azınlığın hizmetine sunulmasından. İşte kapitalizm bu anlamda, bitmek –doymak- dur durak bilmeyen, denizi, dağları, ormanları ve insanları -tabi sanatı ve sanatçıyı da- kirleten... Devamı